![]() Uçuş Denemeleri - İbrahim TenekeciZehra Erbay |
Deneme |
Okunma: 61 | 25.01.12
İbrahim Tenekeci kitaplarıyla karşılaşmam aklıma geldikçe acı hissederim. Okudukça hüzün… İlk aldığım kitabına attığım tarih, ikinci intifada…
Gazze yararına yapılan bir kermeste, yarı fiyatına satılan kitaplar arasından seçtiğim rastgele kitaplardan biri: Uçuş Denemeleri… Kitabın kapağını açtığımda önüme çıkan ilk cümle: “Rabbim, sen olmasan kimin aklına gelirim ben?” gerisi yok… O güne dair tek satır hatırlamıyorum. İncecik bir kitap, içerisinde ne yok ki? Döne dolaşa okuyorum. Daha sonra İbrahim Tenekeci’nin şiirleri olduğunu öğrendiğimde, tutup ilk defa şiir kitabı aldım. Haşmet Babaoğ ... |
||||
![]() Mesnevi Hikayelerinden: Gafletten Kurtuluş - Kadir KöseSümeyye Göçer |
İslam Düşüncesi |
Okunma: 31 | 25.01.12
Kadir Özköse’nin Sivas Kültür ve Sanat Evinde gerçekleştirmiş olduğu “mesnevi sohbetleri” konulu konferanslar dizisinin bir derlemesi olan bu kitap birçok mesnevi şarihinin yorumunu yazarın dilinden okuyucuya sunuyor.
Mesnevi Hikayeleri dizisinin ikinci kitabı olan bu eser hayatını çengi çalarak gaflet içinde geçirip yaşlılığında yalnız ve çaresiz kalan, umutsuzluk içinde bir kabristana giderek bu kez de Allah için çengi çalmaya karar veren bir çengicinin hikayesini anlatıyor. Anlattığı bir hikaye değil esasında ömrü vefa edip yaşlılığa eren her gafil insanın başına geleni /terk edilişi ve en önemli gerçeği: ne olursa olsun her an yanında olacak tek varlığı hatırlatıyor. Şüphesiz ga ... |
||||
![]() Hamas'ın Oğlu - Mosab Hassan YousefMeryem Betül Altuntaş |
Hatırat |
Okunma: 128 | 20.01.12
Adı: Mosab Hassan Yousef; diğer bir deyişle Mus'ab Hasan Yusuf. 1978 Ramallah-Filistin doğumlu. Hamas'ın 7 kurucusundan biri olan Şeyh Hasan Yusuf'un büyük oğlu. Desteği, veliahdı, sırdaşı. Bu ilk kimliği..
Kod adı: Yeşil Prens. 1996'da yapılan teklifi kabul etmesinin ardından 10 yıl İsrail adına casusluk yapmış Şin Bet ajanı. Kaç intihar bombacısını ihbar eden, babasını korumak için (?!) hapse attıran ajan. Bu ikinci kimliği... Hamas'ın Oğlu. Yeni adı: Josef. Ortadoğulu bir öğreticinin verdiği İncil'de okuduğu "Düşmanını sev." parolasının aradığı şeyin ta kendisi olduğu inancıyla tanrısı İsa'nın iyi bir takipçisi olup, hıristiyan olarak Amerika'ya yerleşen ve kitabının sonunda da "İsa'ya imanını geliştirebilmesi için" dua isteyen bir hıristiyan. Bu da üçüncü kimliği... "Hamas'ın Oğlu" 3 inancın özgürce (daha doğrusu ikisinin hür diğerinin asker ve bombalarla kuşatılarak) yaşandığı kent Kudüs'de 3 ayrı inanca da bulaşmış bir adamın hayat hikayesini anlatıyor. Kitaptan edindiğimiz bilgiye göre: Ramallah'ta dünyaya gelir Musab. Dedesinin okuduğu o büyülü ezan seslerini huzurla dinleyerek büyür. Babasının öğretileri doğrultusunda namaza başlar. Biraz serpilince her Filistinli çocuk gibi taş atma eylemlerine başlar, şehid cenazelerine katılır. Ama Musab bunlardan ürkmektedir. Zira samimi bir müslüman olan babası yahudilerden nefret etmektedir. Ve ülkelerinin özgürlüğe kavuşması için mücadele vermektedir. 14 yaşına geldiğinde Musab Kur'an'ı ezberlemeye başlar. 1989 yılında babası hapse girer ve tüm sorumluluk ve yük ona kalır. Babasının peşpeşe hapse düşmesini üzerine hepten nefretle dolar ve radikal fikirlere kapılır ve nefret ettiği İsrail'e karşı kendini daha iyi savunmak için silah almaya karar verir. Fakat silahları temin eden İbrahim dikkat etmez, telefonda silahlardan bahseder. Telefonların dinleniyor olması başlarına bela olur ve Musab 18 yaşında ilk defa hapse girer. Lise sınavlarını da kaçırmıştır. Dipçik ve tekmelerle hapse tıkılan Musab 45 gün kaldığı hapishanede adı Luay ol ... |
||||
![]() Rivayet Kültürü ve Yanlış Din AnlayışıKitabın adından da belli olduğu gibi, rivayetlere dayanan din anlayışının, kültürlerin de içine girmesiyle doğruyu nasıl saptırdığını gösteren oldukça faydalı olacağını inandığım bir çalışmadır. Belki birçok tabuları yıkması sebebiyle eleştirilmeye müsait bir kitaptır. Çünkü rivayetlerle aktarılan birçok hadisin, Kur-an ile irtibatı ve aykırılığı gözler önüne serilmektedir.
Çok titiz bir çalışmanın ürünü olan bu eserde, bir hadis düşmanlığı veya İslami geleneğe bir başkaldırı durumu söz konusu değildir. Fakat bizim dokunulmaz bildiğimiz birçok tabunun, dokunulduğunda nasıl elimizde kalacağını göstermesi açısından, önemlidir. Zira Kur-an’ı Kerim’in koruyuculuğunun bizzat Allah tarafından olması ve onun pratiğe konulması yönünde ise sünnetlerin yol gösterici olduğu şüphesizdir. Fakat günümüze kadar birçok kavim ve cemaatlerin de rivayetler vasıtasıyla bu dine bazı şeyler kattığı bir gerçektir. Bu kitapta özellikle bu gerçeği göz önüne alarak, bazı Hadis’lerin kaynağı araştırılmıştır. Yani söz konusu olan hadisler Kur-an ile karşılaştırılmıştır. “ Hemen belirtelim ki burada hadis düşmanlığı yapmıyoruz ve yapanları da onaylamıyoruz. Yararlı her bilginin müminin yitik malı olarak görüldüğü İslam anlayışında değil hadis kültürüne, doğudan batıya kadar hiçbir kültüre ilke olarak düşmanlık yapmak veya tümünü reddetmek doğru değildir. Yapmak istediğimiz, doğru ile yanlışı, sahihle zayıf ve uydurmayı birbirinden ayırmak ve yanlışların insanların din, inanış, ibadet, ahlak, yönetim ve uygulamasını, tasavvur ve anlayışını yönlendirip etkilemesinin önüne geçmeye çalışmaktır…” “Fakat ne yazık ki İslam devleti sınırlarının genişlemesi, kısa sürede gerçekleşen yoğun katılımla beraber başka kültürlerin ve felsefelerin İslam kültürüne karışması, oluşan sosyal refah ve bunun yol açtığı iktidar mücadelesi neticesinde üzerinden henüz elli yıl geçmeden ve bütün olumsuzluklara rağmen rayından çıkmayacak şekilde kökleşip yeterince kurumsallaşmadan bu toplum büyük bir travma yaşadı. Fitne kazanı kaynayıp birçok konuda cahiliye anlayışları hortladı. Ortaya çıkan anlaşmazlıklar ve kutuplaşmalar yüzünden iç mücadeleler, toplumu kamplara ayıran Cemel ve Sıffin gibi savaşlar meydana geldi ve Müslümanlara çok pahalıya mal oldu. Bunun bedelini Müslümanlar bu güne kadar ödemeye devam etmektedir. Çünkü bunun sonucunda yüksekten düşen karpuzun parçalara ayrılması gibi toplum Emevilik, Haşimilik, Abbasilik, Araplık, Mevalilik, Haricilik, Şiilik, Mutezilelik, Sünnilik, Mürciilik, Kaderilik, Cebrilik vd. şeklinde itikadi, fikri ve siyasi kamplara ayrı ... |
||||
![]() İslam'a Göre Kişisel Gelişim - Vedat AydınMehmet Burhan |
Psikoloji |
Okunma: 87 | 20.01.12
Kişisel gelişim insan hayatında düzenin ve istikrarın en iyi biçimde uygulanması anlamına geliyor. Yirminci yüzyılla birlikte gelen modern çağ insanı şehirleşme kültürüyle yaşamaya başlamıştır. Şehirleşme kültürü ise insan yaşamına etkilerini bir çok yönde göstermiştir. İntaharlar, boşanmalar, şiddetli geçimsizlik, savaşlar bunlardan sadece birkaçıdır.
Aslında Kuran'ı Kerimde bunların yolu açık bir dille gösterilmiştir. Ancak günümüz insanı bir nevi popüler kültür haline gelen kişisel gelişim kitaplarına tapar olmuştur. Vedat Aydın ise bu sorunu Kuran'ı Kerim'in ışığında incelemiş ve bir çok aksaklık farketmiştir. Bulduğu yanlışlıklarıda bu kitapta toplamıştır. Kuran'ın ön gördüğü kişisel gelişim ana karnında başlar. Hamile olan bir annenin hamilelik döneminde yediğine içtiğine dikkat etmesi, haram lokma yiyerek karnındaki yavrusunun genlerine gayrı fıtri bir enerji yüklememesi, dinen hassasiyet gösterilmesi gereken bir husustur. (sf:11) Kitapta en çok dikkat çeken şey, kişisel gelişim kitaplarının insanları bencilliğe yönlendirmesidir. Aslında bir kaç kişisel gelişim kitabını incelediyseniz bunu göreceksinizdir. Vedat Aydın ise bu duruma Kuran'ı Kerimden ayetlerle cevap vererek göstermektedir. Yaşamınızdaki her sorun, içerisinde bir armağan saklar.(Richard Bach) "Sana ne iyilik gelirse Allah'tandır, sana ne kötülük dokunursa kendindendir." Asla mutluluğa giden yol yoktur. Çünkü mutluluğun kendisi yoldur. (Wayne Dyer) "İnana ... |
||||
![]() Kapılar Kapanmadan - Necmettin ŞahinlerGülnaz Eliaçık |
İslam Düşüncesi |
Okunma: 1335 | 16.01.12
“Kapılar açılmak içindir, çalanı olmayan bir kapının ne anlamı vardır?”
İnsan bir kapıdır ömrü ilahisinde. Yaratılan her varlık bir kapı görevi görür kendi özünde. Kimi kapıların önünde bir ömür boyu beklenirken, kimileri, benliğinde bir ses bile işitmeden önünden geçip gidenleri izlemek zorunda kalır. Dünya böyledir. Bazen insan, ömrünü kapı kapı dolaşmakla geçirir. Bazen de kapısını çalanları karşılamakla… Necmeddin Şahinler, Kapılar Kapanmadan isimli eserinde kapı metaforunu insan ömrüyle ilişkilendirerek, kalp lisanımızdaki dağarcığa, hitap etmek derdindedir. Kapsamlı bir şekilde olmasa da yer yer ulaşmıştır bu amacına. Yazar düşünce iklimlerinde okuru gezindirmek ümidiyle olsa gerek, her varlığa kapı üzerinden yüklediği anlamları, birçok başlığın altında vermiş eserde. Okudukça düşünüyorsunuz, sonra: “Ben hangi yolcuya açılacak bir kapıyım?” yahut “Ben hangi kapıları arşınlayacak bir insanım?” diye. Okurken insanın kendine sorular sorması iyidir. Diri tutar kalbi ve beyni. Necmeddin Şahinler’in okurunu içiyle baş başa bırakarak, kendisine sorular sordurma eylemi “Hz. Musa İle Yürümek” adlı eserinde de fazlası ile mevcuttu. İnsanı kendine fark ettirme telaşını bu eseriyle de sürdürdüğünü açıkça görmekteyiz. Varlığını latifleştirmek ve kendi özünün farkında olabilmek için, insan nasıl bir kapı olur başkaca bir kardeşin? Nasıl kapılar aşındırır ömrünce? Bu soruların cevapları için eseri biraz daha irdelemek lazım belki de… Gayb ile Şahadet Arasında bir Kapı: İnsan Yaratılan her zerrenin bir görevi vardır mutlak bu âlemde. Görevini hakkıyla ifa edebilme çabasıyla sürgün edilmiştir dünya yerine. Örneğin, musibet saydığımız olayların insan ömründe cereyan etmesi, onun önüne başkaca kapılar açmak derdinden gayrisi değildir aslında. Bela kapısı gelir, alt üst eder belki yaşam denen tek düze süreci… İmtihan, bir kapıyı aralamak yahut başına gelen onca şeye rağmen kendi kapılarını başkalarına kapamamakla alakalı olabilir. Burada ki olay, insanın karar mekanizmasındaki kalbi vuruşlarıyla vuku bulacak, verilen karar Hak katında bir kapıyı açacak yahut kapatacaktır. İnsan bilir bunu, yalnız itaat noktasında içi hep endişelidir. “Her zerrenin gönlünde bir saray var; fakat kapısını açmadıkça kapalı kalır sana” diyor Necmeddin Şahinler. Dünya hayatında karşılaşılan her olay ve kişiye, kapı olması açısından bakarsak ve ömrümüzde ki sarayların çokluğunu sayarsak, bu sözün haklılığı daha açık aşikar olacaktır. "Ömür kapılarının haritasını Kur’an ahlakıyla öğrenmek gerek öncelikle. O yüce sayfaları ... |
||||
![]() Sivil İtaatsizlik ve Pasif DirenişBilal Can |
M. Batı Düşüncesi |
Okunma: 117 | 16.01.12
Sivil itaatsizlik kavramı son zamanlarda sürekli duyulan, gittikçe kullanımı yaygınlaşan ve üzerinde bir hayli konuşulan konulardan biri haline geldi. Bu bağlamda ele alacağımız kitap Sivil İtaatsizliğin fikir babası olan ve bu kavramın ortaya atılmasını sağlayan ilk kişi Thoreau’dur. Ondan sonra sivil itaatsizlik denilince akla gelen ilk isimler: Gandhi, Rosa Parks ve Paul Lafarge’dir.
Thoreau’nun Sivil itaatsizlik makalesiyle “aktivizm” temelinin ortaya atılması “ en iyi yönetim en az yönetendir” fikrine dayanarak bunu ilerletmiş ve “en iyi yönetme hiç yönetmeyendir” düşüncesine varmıştır. Thoreau sivil itaatsizlik kavramını ele alırken öncelikle yönetimi ele almış ve yönetimin nasıl olması gerektiğine dair kafa yorarak sivil itaatsizliğin zeminini oluşturmaya çalışmıştır. Onun yönetime dair fikrinin dayanak noktası olarak “çoğunluğun egemen olduğu bir yönetim hiçbir durumda doğruluk üstüne kurulamaz, insanların adaleti kavrayıp kaçınılmaz bulduğu durumda bile! İyi ile kötünün ne olduğuna çoğunlukların değil de vicdanın karar verdiği bir yönetim olamaz mı?” (syf, 43-44) söylenebilir. Çünkü sorduğu soruya cevap ararken yönetim biçiminin nasıl olması gerektiğine dair de fikirlerini öne sürüyor cevap olarak. Yazının devamında şöyle diyor: “her insanın bir vicdanı olmasına ne gerek var? Bana kalırsa, önce insan olmalıyı ... |
||||
![]() Vefa Apartmanı - Sadık YalsızuçanlarZehra Erbay |
Hatırat |
Okunma: 155 | 13.01.12
“Allah var. Büyük Allah var. Her şeyi görüyor, biliyor. Gördüğüne ve bildiğine inanıyorum. Gerisi laf u güzaf. Yapılacak tek şey tebessüm etmektir…” (kayseri cezaevi 1961)
Kitabın hemen başında bu cümleler yer alıyor. Zamanında teselli ettiği, moral aşıladığı ahbabı gibi, şimdilerde yayımlanan, hayatını üzülmeden, içi sızlamadan okuyamayan bizleri teselli ediyor sanki. Hâlbuki bu satırları okuduğumda kitaba başlamamıştım. Kitabı bitirip başa döndüğümde, elimde mektup ve resimlerle vefa apartmanından ayrılan bendim sanki… Sadık Yalsızuçanların anı/roman olarak kaleme aldığı oldukça yalın bir kitap. Bahse konu olan merhum Tevfik İleri’nin hayatı o kadar sade ve edebi ki ilave bir kurgu istemiyor. Hemşinli Tevfik… Milli eğitim bakanlığı, ulaştırma ve bayındırlık bakanlığı yapmış, Yassıada’da yargılanıp idama mahkûm edilmiş bir bürokrat… İdam cezası ömür boyu hapse çevrilen, kanserin pençesinde kısa sürede mum gibi eriyen Tevfik ileri… Memleket aşkını derinden hissediyoruz. Ömrü boyunca çok sevdiği eşine “Vasfiye’m seni mi çok seviyorum yoksa memleketi mi mi?” dediği naklediliyor mektuplarında. Kitap, vefa apartmanına gelen yazar Ali’nin öyküsüdür bir yanıyla. Tevfik İleri’nin hayatı üzerine yazacağı kitap için bilgi almak üzere kızları Cahide, Ayşe hanımlar ve eşi Vasfiye hanımla görüşüp ona dair ne varsa görmek bilmek ister. Oysa O, tahammül fersa ... |
||||
![]() Oyuncak Tamirhanesi - Metin KarabaşoğluBüşra Nur Karaarslan |
Deneme |
Okunma: 112 | 13.01.12
Kalpleri değil kalemleri yorulan bir neslin, klavye başında ömür tükettiği yıllarda eline ilginç bir kitap düşer bir serüvenperestin. Kitabın ismini okuduğunda ilk olarak aklına yaklaşık yirmi yıl önce annesinin özenle diktiği; fakat ne hikmetse bir kolu koptuğu için ismi Çiğdem Bebek’likten unutulup “Sakat Bebek” olmuş bir oyuncak gelir. Israrla gösterilen şefkatle birlikte, yenisi değil, aynısı değil, başkası hiç değil, ille de O olmalıdır oyuncakların prensesi. Artık merhamete muhtaç olan bu bebek elden düşmemelidir, ekstra şefkatle ve özenle korunmalıdır, yaraları sarılmalıdır. Lâkin günlerden bir gün, dalgınlıkla divanın köşesinde unutulduğunda cayır cayır yanan sobaya atılıvermiştir bu yaşta psikolojisi bozulmasın diye küçük kızın.
Bu acı anının hatırlanması ile istemsiz üç beş dakika duraksamanın ardından, esefle kitabın sayfaları açılır. Kitabı ödünç aldığım arkadaşım oyuncak tamirhanesi isimli yazı üzerine: “…bir miktar çelişki!” notunu almış, ben de hemen bir post-it yapıştırmışım üstüne: “Hayır bence çelişki yok diye. Üzerinde, ‘Yenisini alırız’cı zihniyetin baskısı ile kendi benliklerini, belki insancıl bakış açılarını kaybetti çocuklar. Belki de bu sebeple yıpranmış dostluklarını, günü geldiğinde, geçmişin çocuğu günümüz anne babası olarak umarsızca terk edip gittiler… Ve en önemlisi belki de oyuncak tamircileri aslında kimyası bozulmuş ruhlarımıza da şifa dağıtacaktı o zamanlar olsaydılar, kim bilir?” Psikoloji uzmanları çocukluğumuza inip sorunlarımızın nedenlerini araştıradursunlar, bu ... |
||||
![]() Farzımuhal.comSabırsız Çalakalem |
Sitelerden Haberler |
Okunma: 198 | 13.01.12
İnternet üzerinden gitgide gelişen ve artan kültür-sanat, kitap, dergi v.s gibi yerlere yeni bir web sitesi daha dahil oldu. İnternet üzerinden yayıncılığın ne durumda olduğunu öğrenmek için bu web sitelerine inceleyerek bir sonuca varabiliriz.
Yazılan yazıların matbu dergide değil de neden web sitesinde yayınlanıyor sorusu her zaman için yazarlarda bir soru işareti olmuştur. Dergilerdeki yazılarla, web sitelerindeki yazıları karşılaştırdığımız karşımıza çıkan ilk ve en önemli sonuç: yayınlanan yazıların web sitelerinde daha özgür olduğudur. Diğer bir katkısı da her zaman için web sitelerinde yayınlanan yazıların okunurluluk oranları dergilerden daha fazladır. Bu yüzden de internet üzerinden yayıncılığa başlayan ya da biraz daha eleştirel bir kelime kullanarak soyunan bir çok yer bir hayli artmış durumdadır. Okuyucu olarak bize düşen en büyük görevlerden biri kültür-sanat, kitap, dergi v.s gibi yayım yapan web sitelerine biraz eleştirel gözle bakıp hangisinin iyi hangisinin kötü olduğunu, iyiyse neden iyi, kötüyse neden kötü, eksiklikleri, fazlalıkları, sağlamlıkları nelerdir bunları ortaya koyup tak ... |
||||
![]() Bir Mabed Savaşçısı Cemil Meriç - Dücane CündioğluEnes Yaşar |
İslam Düşüncesi |
Okunma: 139 | 11.01.12
Delilerin ve ölülerin sevebileceği bir yazarın kitabını okuyorsanız eğer; hele ki bir de “Bir Mabed Savaşçısı Cemil Meriç” se elinizde tuttuğunuz kitap, bir sonun başlangıcına gelmişsinizdir demektir. Sonun başlangıcı diyorum; çünkü Cündioğlu böylesi bir düşünür için “ilk sözün bir sona kavuşmayacağını ve her neslin kaçınılmaz olarak “ilk sözün” kendi sözünü söylemekle kalacağını” bilmekte ve bu sebepten ötürü de, vedayla başlamaktadır kitabına. El-Vedayla…
Bu yüzden olsa gerek daha başlarken farklı bir öngörüyle yaklaşmış olduğumuz kitabın ilk sayfalarına; mütercim, mütefekkir ve münekkid Cemil Meriç ‘ten farklı bir savaşçı bulmayı arzulayarak başlıyoruz. Kendi göğünde tek yıldız olarak fildişi kulesinden bakan bir Meriç mesela… Öyle ya, farkındalıklar hep çizginin ötesindeyken yakalanır… Fakat çizginin karşısında olabilmek için de önce karşıda olabilmeyi göze almak gerekir. İşte “Bir Mabed Savaşçısı Cemil Meriç” kitabı da, karşı olmayı göze alan bir savaşçının hayatını ele almaktadır. Evet, kitap ilk olarak Meriç’in başkalarının nezdinde var olabilme savaşıyla başlar. Cündioğlu da bu savaşın bilinmeyenlerine değinerek, bizlere çizginin berisindeki Cemil Meriç’i anlattır. Daha doğrusu fildişi kulesine giden taşlı yolların, geçilmesi gereken hafakanlarını dile getirir. Biten bir savaşın madalyalarından değil, bizzat savaşın kendisinden bahseder. Ve savaşın başladığı ilk anı ş ... |
||||
![]() Portakal Kızım Sadece Ben - Duran ÇetinMehmet Burhan |
Roman |
Okunma: 237 | 11.01.12
Portakal kızım sadece ben Duran Çetin'in Portakal Kızım isimli romanının devamı niteliğindeki romanıdır. Romandaki karakterler değişmemiş ve bu romanında karakterleri aynı kişilerden oluşmaktadır.
Kitabın akıcı üslubu ilk dikkat çekenler arasına girmektedir. Diğer dikkat çeken husus ise Duran Çetinin diğer kitaplarındada göze çarpan betimlemeleridir. Okuyucunun zihninde çok iyi bir şekilde canlandırmasını sağlamaktadır. Doğru ve yanlış ailelerin özelliklerini açık bir dille belirtilmektedir. Hakkına riayet etme konusunu ince ince işleyen yazar günümüz ailelerinden de örnekleriyle sunmaktadır. Aile yapılarının bozukluğunu çocuk terbiyesine dayandığını anlatan yazar, çocuk terbiyesini de nasıl yapılması gerektiğini göstermektedir. Ailelerin çöküş noktasını çocukların yetişme şekillerine dayanması ilginç gelebilir, ancak bir insan yedisinde neyse yetmişinde de öyle olur atasözü bize yoldaş olmaktadır. İslam dininin üzerine titrediği çocuk terbiyesi, günümüz şartlarında her ne kadar zor olsada bizler müslüman olarak üzerimize düşen görevi yerine getirmekle mükellefiz. Yazarın üzerinde durduğu konuda aile düzeninde çocuktan başlanmalı konusu ele alınmaktadı ... |
||||
![]() Yenilmiş Asilere Çiçek VerelimDate i fiori ai ribelli vinti*
[bir İtalyan halk şarkısından] Biz kendi ayaklarımızla çölü geçtiğimizde çölün tuzunu ayaklarımızdan dudaklarımıza kadar hisseden insanlarız. Hissederiz çünkü ayakkabılarımıza dolan çöl kumlarını metropollere, tünellere, bazilikalara, gökdelenlere taşırız. Ayakkabımızdaki kum nereli olduğumuzun göstergesidir. Bu kum bir kimliktir, modern dünyada sahip olunan bir çok kimlikten biri de taşıdığımız o toprağın nasıl ve nereye ait olduğunun açıklanmasıdır. Bugün sosyolojik kavramlarla açıklanan kimlik, etnisite insanın yazılı olmayan fakat bir ömür üzerinde taşıdığı yaftalardır. Etiketlerimizin konuştuğu bir dünyada kendi künhümüze cevval bir söz beslemişsek bizi aidiyet pasajında belirgin kılacak olan budur. Şair “yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır” demişse ait olduğumuz topraklarda yenilmenin kutsal bir anlama vurgu yaptığını da beyaz sayfalara yazmalıyız. Yengi, yenmek, yenilmek bütün kelimelerin kökündeki asıl maksat muradın insan üzerindeki etkisidir. Yani yenilgiden murat aslında bir zafere giden yoldur. Biz bu yüzden buna niyet edip niyetlerin bizim üzerimizdeki sağanak haline şarkılar söyleriz. Doğulu olmak, doğudan olmak, haritanın sağ tarafına düşen kısımda yer almak. Nihat Genç Doğu Konferansında d ... |
||||
![]() İslam Şehirleri Üzerine MakalelerHüseyin Sultanoğlu |
Diğer Yazılar |
Okunma: 362 | 09.01.12
Coğrafik yapılar ile orda yaşayan insanlar arasında bir bağ oluşur ve bu bağın sonucunda medeniyet kavramı doğmuştur. İslam, hicretten sonra medeniyet oluşturma sürecine girmiş ve gün geçtikçe bu medeniyetin ürünü şehirler oluşmuştur. İslam şehirlerinin kuruluşları nedenleri ve tecrübeleri bakımından geleneksel olarak bazı gruplara ayrıştırılıp bu gruplar baz alınarak incelenirler. Kitabın önsözünde bahsedildiği gibi bu ayrıştırmalara kısaca değinecek olursak;
1. Müslümanlar tarafından planlı ve düzenli olarak inşa edilmiş kentler; Medine, Vasıt, Bağdat, Tahert’i örnek olarak verebiliriz. 2. Müslümanlar tarafından kurulmakla birlikte kutsal bir kült merkezli inşa edilen kentler; Kerbela, Necef, Meşhed, Mezar-ı Şerif bu gruba örnektir. 3. Müslümanlar tarafından askeri mülahazalarla kurulmuş kentler. 4. Müslümanlar tarafından fethedildikten sonra dizayn edilen kentler. Bu kentler kendilerine ait özelliklere sahip olmalarına rağmen Müslüman hakimiyetinden sonra İslam kentleri özelliğini belirgin şekilde gösteren kentler. 5. Karargah veya ribat iken şehre dönüşmüş olan kentlerdir. (syf:9) İslam medeniyetinin ilk şehri olan Medine kelime kökü bakımından bir çok anlamlara gelir. Medeniyet kelimesiyle aynı köke sahip olan Medine ‘deyene’ kökünden türemiştir. Bu kavramdan türemiş olan ilk kelime ‘din’ dir. Bu da medenileşme yolunun dinden geldiğini apaçık göstermektedir. Bu kökten türetilmiş olan bir başka kavram ise ‘ed-Deyyan’ yani Tanrı’dır. Kelime anlamı olarak ‘ed-Deyyan’ idare etme yönetme manalarına gelir. Buradan türetilen sözcüklerden bir başkası ise köle yada kul anlamlarına gelen ‘el-Medin’ dir. Köleye neden medin dendiğine gelince; bunun nedeni bir güç ve otorite karşısında boyun eğmesi veya güç sahibinin gücünü benimsemesi olsa gerektir. (syf: 18-19) Bu kavramlardan türetilen sözcüklerden bir başkası ise şehir anlamına gelen ‘Medine’ dir. Medine kavramının ‘medin’ sözcüğünün müennesi olduğu ve cariye anlamına geldiğini söyleyenlerde vardır. Bu kavramları göz önünde bulundurursak varacağımız sonuç ed-Deyyan ile Medin ilişkisinin tezahürü olarak medeniyetin oluştuğunu farkederiz. İslam medeniyeti bu döngüsel yapıya sahiptir. Merkezde ed-Deyyan dış halkada ise Medin bulunur. Bu kavram varlık silsilesinin tamamının, Allah’ın etrafında bir döngü oluşturduğunu izah etmektedir. Merkezi bir kavram olan ed-Deyyan’ı bu döngünün içerisinden söküp aldığınız zaman varlık silsilesinin intizamının bozulacağına ve çökmesine sebebiyet verecektir. Günümüzde bir çok modern şehirde bunu görebiliyoruz. Modern insanın merkezi yapılanmada varlıksal boşluktan ötürü buhranlar geçirdiği ve bu buhranın modern çağın yaygın hastalığı olduğu aşikardır. Medin, bir taraftan kulun ed-Deyyan’a karşı acizliğini ifade ederken diğer taraftanda döngünün bir parçası olduğunu, tam bağımsız olmadığını özgürlüğünün bir yere kadar olduğunu belirtmektedir. İnsanın ... |
||||
![]() Gürciyev Ve Gizli Üstatları: Sufizmi Kullanan Modern Akımlar - Whitall N. Perry, Rafael Lefortİnsanlık tarihinde, her zaman olağan üstü güçlerin ayrı bir gizemi vardır. Ve neredeyse bütün zamanlarda, büyücülük, sihirbazlık olagelmiştir. Günümüzde de sıklıkla duyduğumuz bu kavramların, ne kadar bilimsel olduğu hala gizemini korumaktadır. Bu silsile içinde, geçmişten günümüze gelen ve hala canlılığını koruyan bu konuların, daha çok zaman gündemde kalacağı da su götürmez bir gerçektir.
Georgi Gürciyev’de büyücüler silsilesinin bir halkasını oluşturmaktadır. Öncelikle Georgi Gürciyev kimdir, bir tanıyalım. Georgi Gürciyev, kesin olarak bilinmemekle birlikte 1873–77 yılları arasında, o dönemde Rus İmparatorluğu’na bağlı Batı Azerbaycan’ın (günümüzde Ermenistan sınırları içindeki) Gümrü vilayetinde doğdu. Yunanlı bir baba ve Ermeni bir annenin çocuğu olarak dünyaya gelen Georgi, bölgedeki gayrimüslimlere Gürcü denilmesinden dolayı Türkler (ve daha sonra Ortadoğu ve Orta Asya’daki tüm Müslümanlar) tarafından Gürcüzâde olarak adlandırılmış, Rus pasaportunda Gürciyev olarak kaydedilmiştir. 1877’de Kars’ı işgal eden Ruslar, burayı Ermeni, Rum, Süryani ve çeşitli Slav halkalarından insanları yerleştirerek Müslüman nüfusun sayısını azaltma girişiminde bulunurlar; bu göç kapsamında Gürciyevler de Kars’a yerleştirildi ve Georgi çocukluğunu bu şehirde ve daha güçlü bir Ortodoks kültürü etkisinde geçirdi. Babasının onu bir hekim papaz olarak görme arzusuna rağmen, Ermeni-pers mitolojisine dayanan Sarman kardeşliği örgütüne katılarak “ kadim bilgi arayışı” için uzun bir Ortadoğu ve Kuzey Afrika gezisine çıktı. Gürciyev’in, uzun bir dönem (neredeyse 15 yıl) Müslüman coğrafyada aradığı şeyin yalnızca “ kadim bilgi” olması ihtimali, kulağa hoş gelmekle birlikte ikna edici değildir. Bu kitapta yer alan her iki çalışmada, Gürciyev’in hayat hikâyesinin en karanlık çağı olan bu on beş yıllık döneme ışık tutmaktadır; Perry, Gürciyev’in aslında bir Rus ajanı olduğu iddiasına yer vermektedir ki onun özel olarak yetiştirilmiş olması da bu iddiayı güçlendirmektedir. Ayrıca, seyahate çıkmadan önce Rusya destekli Girit İhtilali’nde Megali İdea savunucusu olarak savaştığını ve yaralandığını da göz ardı etmemek gerekir. Lefort tarafından tespit edilen Gürciyev’in Müslüman coğrafyadaki bağlantı noktaları, belki bu seyahatlere meşruiyet kazandırma çabaları şeklinde değerlendirilebilir; fakat Gürciyev, bu seyahatlerde sadece başkaları için değil, kendisi için de gerekli bilgilere ulaşmış gibi görünmektedir. “ intisap” ettiği her “ mürşit”den öğrendiği simya, farmakoloji, hat, müzik ve raks gibi geleneksel sanat ve beceriler sayesinde hem belirli bir maddi zenginliğe ulaşmış, hem de bunları ilerleyen dönemlerde (özellikle Avrupalı) insanları etkileme teknikleri olarak kullanmıştır. Kitabın birinci bölümü ... |
||||
![]() Şayenler: Kızılderili Bir Kabilenin ÖyküsüFerit Genç |
Dünya Tarihi |
Okunma: 287 | 05.01.12
“Dağların Sonuna Gittim; Arkadaşım Olmayan bir şey bulamadım”
Şayenler, Kızılderili bir kabilenin yaşamlarının en ince detayına kadar anlatıldığı bir sosyolojik saha çalışmasıyla yapılan bir öyküdür. Bu çalışmadaki Şayenler; 1840-1860 periyodunun yerleşimci halk olarak topraklarını satın alma önceliğine sahip oldukları halde bu haktan mahrum edilen, Birleşik Devletler askerlerinin zorbalıkla kendilerine boyun eğmeye mahkum ettikleri, beyaz avcıların yaban sığırlarının kökünü henüz kadıdıkları yıllarda yaşayan Şayenler'e dayanmaz. Çalışmaya konu olan Şayenler henüz özgür ve göçebe avcı kültürüne adaptasyonların zirvesinde oldukları oldukları dönemde yaşayan Şayenler'dir. Bu nedenle kitap, “etnografik zaman” kavramıyla yazılmıştır. Bunun anlamı, anlatıların bugüne ait olmadıkları halde betimlemeli olarak şimdiki zaman dilimiyle anlatılmış olmasıdır. (önsözden) Şayenler, Mississipi nehrinin batısından, kayalık doğusuna kadar uzanan açık düzlüklerdeki geniş ovalarda yaşayan batı kızılderili kabilelerinin en önemli soylularından biridir. Şayenler, Cheyenne ulusu olarak adlandırılan Sotaeo’o ve Tsitsistas adlarındaki iki kabilenin birleşmesinden oluşmuştur. Tsitsistas "Yürekli insanlar gibi" anlamına gelirken; Sotaeo'o kelimesinin kesin bir tercümesi yoktur. İki bölümden oluşan kitapta ilk bölümü Şayenlerin geleneklerinden olan ok yenileme (canlandırma), güneş dansı ve massaum (aykırılık) veya hayvan dansını anlatmaktadır. İkinci bölümde ise Şayenlerin sosyal yapıları ve geçim ve savaşçı özelliklerinden bahsedilmiştir. Çok titiz bir çalışmadan geçirilen ve eserde yazarın bizzat saha çalışması yaparak Şayenler hakkında her türlü toplumsal yaşamlarına dair gözlemlerini aktarmıştır. Yer yer bazı Şayen halklarının ağızlarından da hikâyelere yer verildiklerini görebiliriz. Bilindiği üzere Kızılderilerde ok ve danslar çok önemli ritüellerini oluşturmakta ... |
||||






















































