Aynalar – Eduardo Galeano

Yazan: CELAL FEDAİ
Yazı Kaynağı: Zaman Kitap Eki
Birkaç yıldır tarih bilimine değil belki ama tarih anlatımına dair, üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir merak var.
Anlatıma duyulan merak zamanla bilime evrilir mi, bilinmez. Ama böyle bir şey olmasa da tarih denilen ve içinden nelerin çıkacağı hep merak edilen o muamma yüklü sandık, her seviyeden insan için ilgi alanı olmaya devam edeceğe benziyor. Bugüne nasıl geldiğimize ilişkin bizde uyanan kuşkunun da bir işareti olsa gerek bu ilgi. Birileri bize bir şeyler anlatmış. Anlatılanlar aklımıza yatmıyor şimdi. Kendi anlatımızı oluşturmamız gerekiyor. İşte tam bu istek bizde uyandığında ardımızdayken küçükmüş gibi gelen ama önümüze aldığımızda devasa boyutlarıyla gözümüzü korkutan hayali bir evren bizi bekliyor. Çetin bir anlama, anlamlandırma işi… Bir toplumda ne kadar çok insanın bu işe yeltendiğine bakarak o toplumun farkındalığı hakkında hüküm vermek mümkün. İnsan teklerinin de bu husustaki ciddiyetine bakarak da o bireylere ilişkin çok şey söyleyebiliriz. Bu tarz bir ilgi, kişinin ya da toplumun aynası oluyor adeta. Kişinin ya da toplumun tüm halleri, görünüyor bu aynada. Kadim bir metafor ayna. Ama işlevi biteceğe benzemiyor.
Kadim ama güncel tarih
Tarihe ilgimiz ile aynaya düşkünlüğümüzü yan yana getirdiğimiz bu noktada, Uruguaylı yazar Eduardo Galeano’nun Aynalar’ının nasıl bir ilgi göreceğini merak ediyorum. Kolay ve zevkle okunan, maharetle yazılmış, kitabın sunuluş ifadesiyle söylersek ‘neredeyse evrensel bir tarih’ kitabı var elimizde. Galeano, kendi anlamlandırdığı dünyanın başlangıcından günümüze tarihini; olayları, durumları, kişileri, nedenleri, sonuçları, mekânı, iç dünyaları ve bir yerden sonra toplumsallıkla hep paralel ilerleyen siyaseti de göz önüne alarak oluşturmuş kitabını. Bir iki sayfayı geçmeyen küçücük anlatıların içine kendi dünya tarihini sığdırmış. Deyim yerindeyse, bir çeşit iç tarih. Kitabın mahiyetine nüfuz eder etmez bende de böyle bir istek uyandığını söylersem, umarım yazarın ne kadar önemli bir işe, etkili bir yöntemle koyulduğunu anlatmış olurum. Kendimi, şairin dediği gibi ‘tarihten imtihana kalkmış’ gibi hissettim. İmtihanı verebileceğim düşüncesi, içimde bir sevinç eşliğinde oluşmuştu. Ne var ki kitabın daha girişindeki şu küçük izahla haddimi bilmek üzere durakladım: “Bu kitapta bibliyografik kaynaklar yok. Onları çıkarmaktan başka çare bulamadım: Tam zamanında fark ettim ki, onları koymaya kalksam kitapta yer alan neredeyse altı yüz anlatının kapladığından daha fazla yer kaplayacaklar.”
Aynalar’ın sonlarına doğru bir yerde, “Yalancı Savaşlar” başlıklı bir anlatısınaysa şöyle başlıyor Galeano: “Irak Savaşı, Batı’nın petrolünü Doğu’nun kumlarının altına koyan Coğrafya’nın yaptığı hatayı düzeltme ihtiyacından doğdu. Ancak hiçbir savaş şunu dürüstçe itiraf etmez: -Çalmak için öldürdüm.” Bir sayfayı bulmayan bu metin, yalancı savaşların aynasında hızlıca dolaştırıyor ve ayrıntılarda kaybolmadan, özü kavratıp aynadan çıkarıyor bizi. Bu önemli. Çünkü tarihe yönelik ilgilerin çoğu, tarihi bir bataklığa çeviriyor. Olayların, kişilerin ağında kayboluyor insanlar. Aynanın bir noktası onları yutuyor. Kimi bir savaşın tasvirinde, kimi bir kişiliğin sergüzeştinde tüm tarihi kavramaya çalışıyor. Aynalar, bu bakımdan da farklı. Olayların, kişilerin aynasına hem baktırıyor hem de hipnotize olmaya müsaade etmeden illüzyonu bozuyor. Galeano’nun evrensel bakışının kitaba saygıdeğer bir nitelik kattığını da anmanın yeri burası. Aynalar’da Thales de var İbn-i Sina da. Yazar için önemli olan, tarihin seyri içinde bir yerde bir şekilde iktidar olanların göz önüne getirtmediklerini görülebilir kılmak. Görülebilir olmayan, bilinçte de yerini alamıyor.
Aforizma gibi
İspanyolca yazan bir Uruguaylı olarak Galeano, İspanya’nın sahip olduğu mirası bir İspanyol’dan daha derin görebiliyor. Bir gece Madrid’de bindiği taksinin şoförüne, Kuzey Afrikalı Müslümanların ülkeye ne getirdiğini soran yazarın, “Sorun” karşılığını aldığında yazdıkları, ayna metaforu kadar kadim olmasa gerek ama ne yazık ki öyle görülebiliyor: “Moros diye adlandırılan bu kişiler İslam inancını benimsemiş İspanyollardı; İspanya’da sekiz asır otuz iki kuşak boyunca yaşamışlardı ve orada hiçbir yerde olmadığı kadar parlak bir uygarlık kurmuşlardı. Birçok İspanyol o zamanki uygarlık ışığının yaydığı parlaklığın hâlâ devam ettiğini bilmez. Müslümanlık mirası diğer birçok şeyin yanı sıra şunları da kapsar: Katolik krallar yönetiminde ortadan kalkan dinsel hoşgörü; yel değirmenleri, bahçeler ve bugün hâlâ birçok şehrin su ihtiyacını karşılayıp tarlaların sulanmasında kullanılan arklar; posta dağıtım hizmeti; sirke, hardal, safran, tarçın (…)”
Anekdotlar da aforizmalara benzer. Bilhassa bilgiçlik yüklü konuşmalarda etkili bir işlev görür. Tarihi anekdot aktarımı haline getirenler için de bol bilgi var Aynalar’da. Ama asıl kendi evrensel bakışını oluşturmak isteyenler için değerli.
Aynalar – Eduardo Galeano – Sel Yayıncılık
Ocak 2010, Zaman Kitap Eki, 48. Sayı
Benzer Yazılar
- Biz Hayır Diyoruz – Eduardo Galeano
- Latin Amerika’nın Kesik Damarları – Eduardo Galeano
- Aynalar Koridorunda Aşk – Mustafa Ulusoy
- Aynalar ve İnsanlar – Mehmet Alagaş
- Aynalar ve Renkler – Mustafa Oğuz
Okunma: 99 http://href.tc/q5yesn Aktiflink Categories: zaman kitap eki124663
