Aynalar ve Renkler – Mustafa Oğuz

A’RAF’TA AYNA VAR!
Yazan: Fatma Zehra
Yazı Kaynağı: BeyazKalemler.com
kimliğim öldü benim, çoktan geçtim adımdan,
âh, başka bir şey değilim aynalarımdan…
Hilmi Yavuz
İnsanı bilmediği bir hayatın ortasına bırakan yaratıcının ona en büyük hediyesi, onu sonsuzluğa ayarlı bir ruhla “var” kılmasıdır.
Kaderin garip bir tecellisidir ki, sonsuzluğa ayarlı ruha “ev” olarak seçilen mekân, sınırlı mı sınırlı bir bedendir. İpeksi kanatlarıyla sonsuzluğa uçmak isteyen ruh, bedenin kenarlı köşeli sınırlarına takılıp kalmaktadır. İşte büyük imtihan da tam burada başlar: Hiçbir yere sığ(ın)amayacak kadar büyük bir ruh ve onu sınırlandıran bir beden… Ruhun aciz kaldığı bir noktadır burası…
Yüreklerini paslı prangalarla olduğu yere çivileyenler bu gerçekten yüz çevirme yolunu seçip, kendini, nefsin ve bedenin daracık iklimine hapsederler. Ruhlarının, bedene sığ(ın)amayışını görmezlikten gelmek ve onun sonsuzluğa uzanan çığlıklarını bastırmak, onlara bir emniyet hissi aşılar. Böylelikle kalıplara sığamayan ruh bastırılmış, kenardan köşeden başını çıkartıp vicdan aracılığı ile sesini duyurma çabası ise yüreklerin sağırlaştırılmasıyla boşa çıkarılmıştır. Ruh, esir edilmiş, nefis özgürleştirilmişse mesele bitmiştir(!) böyleleri için. Hayatlarında soru(n) olmadığı için güvendedirler. Rahatlarını bozacak hiçbir şey yoktur. Bu rahatlığın verdiği rehavetle artık ağızlarını açıp esneyebilir ve hatta gerinerek yan gelip yatabilirler…
Yüreklerin toplu katliamlarla öldürülmeye çalışıldığı modern çağda, yüreğine sahip çıkma “yürekliliğini” gösterebilmiş yiğitler ise ruhun sonsuzluk çağrısına bîgâne kalamazlar. İşte tam burada soru(n)lar başlar. Niçin! Nasıl! Neden! Ve daha bir çok sorunun eşliğinde çıkılan bir yolculuk başlamıştır onlar için. Ellerini yüreklerine koyarak çıktıkları bu yolculuk aslında A’raf denilen yere düşmenin ta kendisidir. A’raf durulan bir yer değil, yolculuk yapılan, üzerinde yol alınan bir yerdir aslında. Durmaya değil yol almaya, cevaplamaya değil sorgulamaya yazgılıdır A’raftaki insan.
Ruhun sonsuzluk arayışı ile kışkırtılan yolcu, kendini yani insan denilen muammayı “anlamlı” kılabilmek için, zihninde biriktirdiği sorulara başvurur. İnsana “anlam” katan şeyin soru olduğunun bilincindedir yolcu. Bu bir anlamda insanın kendini “var” kılma çabasıdır. Kendini sorularıyla inşa eden yolcunun bundan sonraki ihtiyacı ise soruları ile ikame ettiği “varlığını” seyredebileceği bir aynadır. Çünkü var olan her şey bir ayna ile anlam kazanacaktır. A’raftaki her yolcunun, sorularıyla peşine düştüğü o “sır”lı şey aynadan başka bir şey değildir aslında… Her hakikat yolcusu için hayat, bir zamandan sonra ayna arayışına dönüşür… Varlığını müşahede ederken sermest olup, kendinden geçeceği bir ayna arayışına…
İşte böyle bir ayna arayışının hikâyesini resmediyor Mustafa Oğuz, Aynalar ve Renkler’de… Leyla’nın, üniversite sınavına hazırlanırken yaşadığı sıkıntıları, zihnindeki sorularla “anlamlı” kılmak istemesiyle başlar her şey. Ailesinin soru(n)suz hayatı, genç kıza artık dar gelmeye başlamıştır. Hayatı yeme-içme ve gezme ekseninde yaşayan ailesinin doyuramadığı soruları ile sık sık içsel yolculuklar yapar Leyla. Bu sırada bir türlü “anlam”lı bulmadığı üniversiteyi kazanmasıyla içsel yolculuğuna bir de İstanbul’a doğru çıkılan dışsal bir yolculuk eklenir. İstanbul’da ailesi tarafından yerleştirildiği pansiyon ise Leyla’nın kalbindeki denizin, kâh durulmasına, kâh daha da dalgalanmasına sebep olur.
Bu aşamadan sonra Leyla’nın içsel serüveniyle geçişken bir başka hayat daha gözler önüne serilir: Mustafa Cemil ve içinde bulunduğu huzur dolu ortam. Leyla’nın iç dünyası ne kadar dalgalı ise Mustafa Cemil’inki bir o kadar dingindir. Leyla’nın soruları bir anlamda Mustafa Cemil’de cevap bulmuştur. Leyla kitapta zihninde dalgalanan sorularla sembolleşirken, Mustafa Cemil sorularına cevap bulabilmiş, sahil-i selamete çıkmış bir genç portresi çizer. Tabii ki Leyla ile Mustafa Cemil’in hayatları kitabın bir yerinde kesişir. Bu kesişme ise üniversite ortamında meydana gelir. İki yolcunun karşılaşmasından ibaret değildir bu kesişme; iki gencin birbirinden etkilenmesi, zamanla ikisinin de gönlünde yankı bulan bir aşk haline dönüşür. Ama bu aşk hiçbir zaman kelimelerle dile getirilmez. Sadece gözlerden gönüllere akan temiz bir sevdadır bu.
Ruhunun, bedenin dar kalıplarına sığ(ın)amadığını iç sorgulamalarıyla fark eden Leyla, kendi ruhunu müşahede edebileceği bir ayna arayışının içine düşer. İşte bu yol ayrımında Melek Abla devreye girer. Leyla A’rafa düşmüş bir yolcuysa –ki öyledir- yol işaretlerine de ihtiyaç duyacaktır. Melek Abla bir işaret levhası gibi Leyla’nın yoluna çıkar. Ve ona yolculuk boyunca kılavuzluk eder. En sonunda ise kendi eşşsiz güzelliğini seyretmek için insanı kendisine âyine yapmış olan o büyük “Sır”la tanıştırır Leyla’yı…
Leyla’nın dalgalı iç dünyasını büyük bir maharetle okura yansıtmayı başaran yazar, genç kızın Melek Abla kılavuzluğundaki yolculuğunda yaşadığı iç dinginliğini de kelimelerle bir nakış gibi işlemekte zorluk çekmez. Leyla’nın ve Mustafa Cemil’in içsel serüvenlerini şiirsel bir dille okuyucunun gönlüne inceden inceye duyurmaya muvaffak olur. Bunda yazarın “şair” yönünün de etkin olduğunu söylememiz gerekir. Hatta zaman zaman kitapta bir yazardan çok, şairle karşı karşıya geldiğimizi hissedecek kadar şiirsel ve büyülü bir dil evrenin içine çekildiğimiz olur.
Son olarak kitabın türü üzerinde durmak gerekirse, Mustafa Oğuz’un içeriğiyle olduğu kadar, biçimiyle de A’rafta duran bir metin ortaya koyduğunu belirtmekte fayda var. Metin boyutuyla ve anlatım biçimiyle bir hikâyeyi çağrıştırsa da deneme, roman, anlatı gibi diğer edebî türlere yakınlığı ile de dikkat çekiyor. Bu da artık edebiyatçıların yerinde duran, sınırları çizilmiş metinlerle yetinmek yerine, yeni türler arayışına girdiğinin göstergesi olsa gerek.
Mustafa Oğuz, Leyla’nın ve Mustafa Cemil’in içsel serüvenlerinden yola çıkarak, A’rafta duran “sır”lı aynaya dikkatlerimizi çekiyor. Aynaların değil de onların ardındaki “Sır”da saklı duran büyük aşkın peşine düşenlere duyurulur…
Benzer Yazılar
- Aynalar Koridorunda Aşk – Mustafa Ulusoy
- Tarifsiz Gökyüzü; Güzel ve İnce – Mustafa Oğuz
- Fasulyenin Bildiği – Birgül Oğuz
- Mevlana Işığında Düşünce Yönetimi – Oğuz Saygın
- Ben Buradayım: Oğuz Atay’ın Biyografik ve Kurmaca Dünyası – Yıldız Ecevit
Okunma: 121 http://href.tc/6gsdai Categories: beyazkalemler.com55732
