Başın Öne Eğilmesin: Sabahattin Ali’nin Romanı – Hıfzı Topuz

Yazan: Osman Özbahçe
Yazı Kaynağı: Yeni Şafak Kitap Eki
Gazeteci yazar Hıfzı Topuz’un, Sabahattin Ali’nin hayat hikâyesini anlattığı, Başın Öne Eğilmesin adlı kitabı “Sabahattin Ali’nin Romanı” alt başlığıyla Eylül 2006′da Remzi Kitabevi’nden çıktı.
Kitap Sabahattin Ali’nin ölüm günüyle başlıyor. Polis takibinden, CHP’nin baskıcı yönetiminden kurtulmak için yurt dışına kaçmaya karar veren Sabahattin Ali, Bulgaristan sınırından adam kaçıran bir profesyonelle anlaşır ve 31 Mart 1948′de İstanbul’dan Kırklareli’ne doğru yola çıkar. Niyeti yasa dışı yollardan Bulgar sınırını aşıp karşılaştığı ilk Bulgar karakoluna teslim olmaktır. Fakat anlaştığı kişi güvenlik güçleriyle uyum içinde çalışan bir elemandır. Sınıra yakın bir yerde Sabahattin Ali’yi yakalatır. Sorgulanmak üzere karakola götürülen Sabahattin Ali’den bir daha haber alınamaz. Yola çıkışından üç ay sonra bir çoban tarafından dağda bayırda cesedi bulunur. İşte bundan sonrası tam bir bilmecedir. Kim öldürmüştür! Niçin öldürmüştür! Bugüne kadar kesin bir cevap verilemez. Dahası, katil olarak yakalanan kişinin mahkeme beyanlarına bakıldığında, kamuoyunun iddia ettiği gibi, Sabahattin Ali polis tarafından yakalanıp sorguya da çekilmemiştir. Katil, onu sınırdan geçirmek üzere anlaştığı kişidir. Yolda Sabahattin Ali’yi öldürmüş, cesedini dağ başında bırakıp gelmiştir. Yakınları Sabahattin Ali’nin sınırı aştığı kanaatindedir. Ondan bir haber alabilmek için günlerce Sofya, Budapeşte, BBC radyoları dinlenir. Yasaklar ülkesi Türkiye’den kaçan ünlü bir edebiyatçının, Sabahattin Ali’nin oralara demeç vermesi beklenir. Fakat nafile; bir ses çıkmaz… Kimsenin aklına Sabahattin Ali’nin öldürülmüş olabileceği ihtimali gelmez; çünkü ortada bunu gerektirecek bir durum yoktur.
KİMLİĞİ MEÇHUL CESET
Yakınlarının radyo başlarında demeç beklediği günlerde Sabahattin Ali çoktan öldürülmüştür. Cesedini rastlantı sonucu, Sazara ve Hadiye köyleri arasında akan Karadere yakınlarında bir çoban bulur. Durum jandarmaya haber verilir. Zabıt tutulur ve kimliği bilinmeyen ceset bulunduğu yere gömülür. O ara, yakın köylerden birinde bir kişi kayıptır. Kayıp yakını, bulunan kişinin yakını olup olmadığının bildirilmesi istemiyle savcılığa başvurur. Bu adamın refakatinde mezar açılır ve mezardaki kişinin kayıp kişiyle bir alâkası olmadığı görülür ve ceset tekrar gömülür. Kimliği hâlâ meçhuldür.
28 Aralık’ta Sabahattin Ali’nin katil zanlısı olarak Ali Ertekin adlı bir kişi yakalanır. Bu adamın verdiği ifadeye göre, mezar bir kez daha açılır ve bulunan cesedin Sabahattin Ali’ye ait olduğu anlaşılır. Ceset, incelenmek üzere Kırklareli Memleket Hastanesine götürülür. Kafası vücudundan ayrılarak hastane morgunda bir süre incelenir. Kopuk kafa, Eski Mezalık’ta belirsiz bir yere gömülür. Cesetse Beypınar, Üsküp, Sazara, Palamuttepe, Öksüz Çatağı olarak bilinen yerlerden birinde, mezarlıklar dışına, belirsiz bir yere gömülür.
Gazeteler, Sabahattin Ali’nin ölüm haberini ilk olarak 12 Ocak 1949′da verir. Neredeyse ölümünden 10 ay sonra. 28 Aralık’ta tutuklanan Ali Ertekin’den sonra mahkeme süreci başlar. Bu sürece göre Ali Ertekin adlı kişi MİT’le ilişkisi olduğunu iddia etmektedir; ama bu kanıtlanamamıştır. Ali Ertekin, yol boyunca Sabahattin Ali’nin vatan ve millet aleyhine konuştuğunu, komünist memleketlere gidip örgüt kuracağını ve gelip Türkiye’yi esaretten kurtarmak istediğini anlattığını, millî duyguları kabardığı için Sabahattin Ali’yi öldürmeye karar verdiğini ve kendi iradesiyle bunu gerçekleştirdiğini anlatır. İşler sarpa sarınca bu kişinin avukatı müvekkilinin MİT’le, Millî Emniyet’le ilişkisi bulunduğunu kanıtlamaya çalışır; ama beceremez. İşlediği suça binaen cezasını çeken bu kişinin herhangi bir bağlantı içinde bulunduğu bugüne kadar kanıtlanamamıştır. Sabahattin Ali’nin arkadaşlarından Rasih Nuri İleri ve “devrimci emekli albaylardan Talat Turhan”a (sh. 258) göre Sabahattin Ali polis tarafından öldürülmüştür. Kitabın omurgası, ana hikâyesi böyle. Bu omurga Sabahattin Ali’nin yazı hayatıyla, aşk hayatıyla renklendirilmeye çalışılmış.
Hıfzı Topuz’un kitabında Sabahattin Ali olayını bilenleri rahatsız edecek kimi hususlar var. Örneğin, kitabın değişik yerlerinde defalarca Sabahattin Ali’nin Rusya’yla ve dolayısıyla Türkiye Komünist Partisiyle bir ilişkisinin bulunmadığı belirtilmektedir. Tersinden düşünelim: Rusya’yla ilişkisi kanıtlandığında Sabahattin Ali’ye yapılanlar haklı mı olacak! Bu ne biçim mantık!
Bu kitabı okumakla Sabahattin Ali hakkında pek çok bilgi sahibi olmak mümkün. Fakat kitaba, Türk hikâyesinin en önemli unsurlarından birisi olan Sabahattin Ali hakkında fikir edinmek maksadıyla yaklaşacaklar fena yanılacak. Kitap bütünüyle Sabahattin Ali aktüalitesi üzerine kurulmuş; buna karşılık Türk edebiyatında tuttuğu yer boş bırakılmış.
Kitap ana hatlarıyla bir Sabahattin Ali portresi veriyor. Fakat Hıfzı Topuz’un, bu portrenin en kalın damarları olarak öne çıkardığı iki husus bende bir ağlar mısın, güler misin durumu yarattı ki sormayın. Söz konusu portreye göre Sabahattin Ali sürekli bir kadına âşık olan, birini bırakıp öbürüne geçen biri.
ETRAFINA TEPEDEN BAKAN BİRİ
Tuhaf olan, Hıfzı Topuz’un, ölüm hikâyesi dışında, Sabahattin Ali’nin portresini bütünüyle bu mesele üzerine kurması. Bunu matah bir şey olarak, bir meziyet olarak sunması. Ben bu sunumun insan Sabahattin Ali’yi tanıtmakla alâkalı bir husus olduğu kanaatinde değilim. Bu mesele bence, dışardan kişilerin şiir, edebiyat denildiği vakit akıllarına romantik aşk şiirlerinden, birtakım kadın kız maceralarından başka bir şey gelmemesiyle alâkalı bir cahillik göstergesidir.
Hıfzı Topuz’un çizdiği portrede kalın bir damar olarak öne çıkan ikinci husus, Sabahattin Ali’nin etrafına tepeden bakan kendini beğenmişin teki olduğudur. Taşradaki (yani Anadolu denizindeki) öğretmenlik macerasının özeti, “burda konuşacak kimse yok, can sıkıntısından patlıyorum. Bir tane işe yarar meyhane var, orda da köylü türküleri söylenip durur”dan başka bir anlama gelmemektedir. Bu yaklaşımı Sabahattin Ali’nin kanaati olarak yansıtan Hıfzı Topuz’un aklına, Sabahattin Ali’nin, memleket hikâyesi denildiği vakit akla gelen ilk isimlerden birisi olduğu hiç gelmiş midir acaba!
Söylemeden edemeyeceğim: Hıfzı Topuz, faili meçhul cinayetleri Sabahattin Ali’yle başlatıyor. Ahmet Taner Kışlalı’ya kadar öldürülen ne kadar solcu yazar, solcu gazeteci varsa isim isim sayıp, bu cinayetlerin hepsinin aynı tezgâhın ürünü olduğunu belirtiyor. (sh. 8) Sabahattin Ali olayını ele aldığımızda, Hıfzı Topuz’a göre komutanlı, komiserli, jandarmalı, cemseli anlatımlara baktığımızda öldüren taraf bellidir, öldürülen de bellidir. Peki, durum buyken neden bütün tokadı irticacılar yiyor! Sabahattin Ali yurt dışına irticacıların baskısından dolayı mı kaçmaya kalktı, CHP’nin baskısından dolayı mı! Sabahattin Ali’nin öldürülmesiyle din derslerine izin verilmesinin, Sabahattin Ali’nin din derslerine karşı çıkmasının ne alâkası var! Laikliğin katı ve sert bir şekilde uygulanmasından vazgeçilmesine Sabahattin Ali’nin çok kızmasıyla öldürülmesinin ne ilişkisi var!
Hıfzı Topuz, Sabahattin Ali’nin hayat hikâyesini kendi küçük emellerine kurban etmiş. Türk hikâyesinin en önemli isimlerinden birini son derece ucuz bir siyasetin malzemesi yapmaya kalkışmış. Edebiyat, Hıfzı Topuz’un zannettiğinden daha değerli bir şeydir. Edebiyatımız artniyetli gazetecilerden çok çekmiştir. Durum onu göstermektedir ki çekmeye de devam edecektir.
Başın Öne Eğilmesin, Hıfzı Topuz, Remzi Kitabevi, 264 sayfa
01.11.2006
Benzer Yazılar
- Markopaşa Yazıları ve Ötekiler – Sabahattin Ali
- Bir Zaman Düşü – Sabahattin Kudret Aksal
- Bir Devrin Romanı – Halide Nusret Zorlutuna
- Kitap Listesi – Kürt Modern Edebiyatı ve Romanı
- Bir Hülya Adamının Romanı: Ahmet Hamdi Tanpınar – Orhan Okay
Okunma: 324 http://href.tc/ch8ckd Categories: yeni şafak kitap51281
