Batı Uygarlığının Krizi – Edward Carpenter

Pazar, 10 Mayıs 2009

Yazı Kaynağı: Külliyat Yayınları

Batı uygarlığının yaşadığı köklü krizin temelleri ve sonuçları neler!
Modern bilimin imkânları ve zaafları neler!
Bilim, Batı uygarlığını neden ve nasıl çöküşün eşiğine getirdi!
Bütün fikri’nin yitirilmesi insanlığa neden pahalıya patladı!
Dindar ve mistik bir sosyalizm mümkün mü!

İngiltere’nin en ilginç sosyal ve tarih felsefecilerinden Carpenter, bu kitabında, Batı uygarlığının yaşadığı köklü krizi bütün yönleriyle tartışır ve çözüm önerileri sunar. Hint düşüncesinin, özellikle de Gandi ile Tagore’un etkileri, Carpenter’ın bu kitapta Batı uygarlığına çok köklü eleştiriler yöneltmesine imkân tanımıştır.

Carpenter, bu kitabında, Batı uygarlığının nitelik yerine niceliği öne çıkarmasının, Batı toplumlarını ve dünyayı büyük bir çıkmazın eşiğine getirdiğini gözler önüne serer. “Uygar Batı” imgesinin bir efsane olduğunu göstermek için Amerika’daki, Afrika’daki ve Avustralya’daki “yerli” kabîleleri inceler. Batı dışındaki toplumları ve kültürleri “barbar” olarak nitelendirmenin ne denli yanlış olduğunu örneklerle ortaya koyar.

Carpenter, ayrıca Batı uygarlığının yaşadığı krizi, mistisizm ile sosyalizm arasında bir sentez yaparak aşacağı önerisini ayrıntılı olarak tartışır.

Edward Carpenter (1844-1929) İngiliz sosyal ve tarih felsefecisi. İngiltere’de dindar ve mistik bir sosyalizm anlayışının geliştirilmesine öncülük etti. İngiliz İşçi Partisi’nin kurulmasında önemli rol oynadı. Uzun bir süre Hindistan’da yaşadı, Hint düşüncesinin, Gandi ve Tagore’un derin etkisinde kaldı. Genelde uygarlığa, özelde Batı uygarlığına karşı sert eleştiriler yöneltti.

Okuma Parçası:
Carpenter ve öncü bir batı uygarlığı eleştirisi; bilim, toplum, tabiat ve tarih felsefesi metni
YUSUF KAPLAN

Aydınlanma’nın Hayallerinin Hayaletlere Dönüştüğü Alacakaranlıklar Zamanı…
Marx’ın Komünist Manifesto’suna, “Avrupa’nın üzerinde kara bulutlar kol geziyor” diyerek giriş yaptığı bir zaman dilimi… Sanayi Devrimi’nin fikrî ilhamını aldığı Aydınlanma düşüncesinin hayallerinin tam hızla ve tam gazla mekanikleşen ve makinalaşan bütün Batı Avrupa toplumlarında hayaletlere dönüştüğü alacakaranlıklar zamanı…
Sanayi Devrimi’nin kırdan kente yığınlar, kitleler hâlinde göçlerin yaşanmasına yol açtığı, insanların sadece çalışmak için yaşadıkları; sınıf savaşlarının, ekonomik ve sosyal eşitsizliklerin ve çatışmaların bütün bir Batı Avrupa çapında süratle yaygınlaştığı; insanın yaşama ömrünün ortalama 45-50 yaşlarına kadar düştüğü; kentlerin can çekişmeye başladığı, kentlerin varoşlarına sığınan kitlelelerin ise, bir dilim ekmeğe muhtaç oldukları; bütün bunların sonucunda, sanayileşen Avrupa’nın sosyal, ekonomik ve siyasî devrimlere gebe olduğu bir yok oluş mevsimi… Ethos’unu yitiren kitlelerin pathos’un eşiğinde kıvrandığı karabasan zamanları…

Ve Karşı-Aydınlanmacı Romantiklerin soluğu, bu kez -Ortaçağlarda, rönesanslar öncesinde olduğunun aksine İslâm coğrafyasını aşarak- Hint’te, Çin’de, Uzak Asya’da, hatta Afrika’nın içlerinde aldıkları bir arayış, bir umut yolculuğu zamanı…

Bir yandan, Avrupa sömürgeciliği ve emperyalizminin, bütün acımasızlığı ile tam bir dış patlama / “explosion” ürettiği; öte yandansa, Avrupa’nın içerden sosyal, siyasî, kültürel ve entelektüel hercümerce sahne olduğu ve tastamam bir iç patlama / “implosion” yaşadığı bir belirsizlikler, karamsarlıklar, nihilizmler ânı… Başka bir ifadeyle, Avrupa fikri’nin ve hükümranlığının Avrupa dışındaki kontrol ve kolonizasyon çabalarının dışardan büyük ve aşırı şişkin bir özgüven patlaması ürettiği; ama yaşanan siyasî, entelektüel ve ekonomik devrimlerin ise içerden bir özgüven kaybı zuhûr ettirdiği tastamam bir alacakaranlıklar zamanı…

Edward Carpenter, dışarda sömürgeciliğin, içerde zihnî ve pratik hercürmercin atbaşı gittiği, birlikte oluşturdukları işte bu çifte gerçeklikler dünyasının Avrupa’sının çocuğudur. Avrupa uygarlığının ürettiği maddî uygarlığın, bir yandan, bütün dünyayı sömürgeleştirmesinin, öte yandansa, Avrupalı toplumların iç dünyasını tahrip etmesinin sonuçlarını iliklerine kadar yaşayan ve bu çifte / şizofren gerçekliğin, Avrupa uygarlığını çözülmenin ve çöküşün eşiğine getirdiğini sezinleyebilen düşünürlerden biridir.

Faustçu ruhun ete kemiğe büründürdüğü Prometeci insanın “ateş”i eline aldığını, hem dünyayı, hem de Avrupa’nın “iç dünya”sını, ruh dünyasını ateşe verdiğini; bunun sonuçlarının Avrupa uygarlığının kendi kendine intihar etmesi şeklinde tezahür edeceğini bilfiiil gören ve Birinci Dünya Savaşı’yla birlikte Avrupa uygarlığının tam da gücünün zirvesindeyken, -dışardan bir saldırı ile değil, insanı tanrısallaştıran seküler Avrupa fikrinin bizzat kendi içinde, insanın ruhunda açtığı büyük gedikler nedeniyle- bütün Avrupalı ulus-devlet imparatorluklarının birbirlerinin üzerlerine çullanmalarıyla yerle bir oluşuna, târumâr oluşuna kendi gözleriyle bilfiil tanık olan o alacakaranlıklar kuşağının en önemli düşünürlerindendir Carpenter.

İngiliz Sosyalizmi’nden Hint Mistisizmi’ne…
Carpenter, Türkiye’de türü veya benzeri olmayan bir toplum ve tarih felsefecisidir: Biraz, uzaktan da olsa, Nurettin Topçu’ya benzetilebilir. Nurettin Topçu, bu topraklarda ürettiğimiz medeniyet ruhundan ve medeniyet birikiminden, özellikle de tasavvufun Hallâc-ı Mansûr, Yunus, Mevlânâ gibi medeniyetimizin harcını karan, yapıtaşlarını döşeyen zirve isimlerinden, kurucu figürlerinden yola çıkarak bir toplum ve tarih felsefesi önermişti, genelde bütün bir külliyatıyla, özelde ise İradenin Davası ve İsyan Ahlâkı başlıklı kitaplarıyla.

Topçu’nun “sosyalizmi”, ideolojik anlamda bir sosyalizm değildi elbette; “Anadolu milliyetçiliği”ydi: Anadolu insanının ruhunu ve dinamiklerini oluşturan medeniyet kayağımızın bu ülkede düşünce, sanat, siyaset ve gündelik hayatta harekete ve hayata geçirilmesi önerisiydi onunkisi. Topçu’nun kalkış noktası, Anadolu insanı ve Anadolu toprağına ekilen tohumun ruhuydu; varış noktası ise, Anadolu insanının ruhunu oluşturan medeniyet tecrübemizin doruk noktalarında konaklayan tasavvufun zirveleri.

Carpenter’sa tastamam sosyalist bir düşünürdü: Engels’in müridiydi; İngiltere’nin sanayi kentlerinden Sheffield’deki işçi sınıflarının sorunlarıyla yakından hemdert olan biriydi: Birinci Sanayi Devrimi’nin sonunda Sheffield’de yaklaşık 100 bin gibi dev bir nüfustan oluşan işçi sınıfının yaşadığı gayr-ı insanî hayat şartlarına isyan ediyordu: Aynı yıllarda Namık Kemal’in Londra üzerinden hayranlıkla, keyfe keder ve bî-şuur seyre daldığı Avrupa uygarlığının rasyonel düzenliliğinin, dolayısıyla dış yüzeyinin Batı / Avrupa uygarlığının gerçek yüzünü aslâ yansıtmadığını Carpenter, Avrupa uygarlığının, Sheffield örneğinde iç yüzünü, modernliğin tabiatı tahrip etmesinin, insanın ruhunu, derûnî dünyasını tarûmar etmesinin sonuçlarını bütün gerçekliğiyle, Sheffield’deki insanların nefes almalarını bile zorlaştıran hava kirliliği ve işçi sınıfının gayr-ı insanî şartlarda sadece çalışmaya hüküm giyen, gece gündüz karın tokluğuna çalışan ve kendi deyimiyle “canlı cenaze”ye dönüşen insanın ölümüyle gözler önüne seriyordu.
Carpenter’ın bu kitapta geliştirdiği toplum, bilim, tabiat ve tarih felsefesinin birinci kaynağını, yine kendi ifadesiyle “İngiltere’de hayatı cehenneme çeviren, yaşanılamaz kılan, insanların nefes alıp vermelerini zorlaştırarak tam bir Kıyamet Günü’nü andıran karabasan havası”nın hâkim olduğu çağının İngiltere’si, yani İngiliz sosyalizmi oluşturuyordu: Carpenter’ın kalkış noktası, çağının İngiltere’siydi. İngiliz sosyalizmi, onun Fabian Derneği’nin ve İngiliz İşçi Partisi’nin kurulmasına öncülük eden kişiler arasında yer almasıyla sonuçlanmıştı.

Carpenter’ın ikinci ve asıl zihnî / rûhî kaynağını ise, varış noktası diye görebileceğimiz, 1880′li yıllardan itibaren yaklaşık on yıl kadar bir Hint bilgesinin, Gnani’nin dizinin dibine oturarak aldığı mistik tedrisattan ve tenvîrattan sonra Tagore’la, Whitman’la kurduğu yakın arkadaşlıklarının, Gandi’yle yazışmalarının teşekkül ettirdiği Hint mistisizmi oluşturuyordu. Carpenter’ın Hint mistisizminde ve düşüncesinde yaptığı keşif yolculukları, onun bir düşünür, yazar ve şair olarak en yaratıcı eserlerini ortaya koymasına imkân tanımıştı. İşte elinizdeki kitap, Carpenter’ın olgunluk dönemini oluşturan bu zihnî ve rûhî keşif yolculuklarının ürünü olan bir kitaptır.

Carpenter’ın bu kitapta Avrupa’nın ürettiği maddî uygarlığın kurucu temellerine ve bunların yıkıcı sonuçlarına yönelttiği köklü eleştiriler, kitabın yazıldığı zamanlarda sert tepkilere maruz kalmıştı/r. Ancak ilki 1889 yılında yapılan Carpenter’ın bu kitabının basımının, bütün eleştirilere rağmen 1921 yılına kadar sürekli olarak handiyse her yıl yenilenmiş olması, kitabın entellektüel çevrelerin dışında, geniş halk kitlelerinin ilgisine de mazhar olduğunun ve yaygın olarak okunduğunun bir göstergesidir.

Tarih Felsefecileri Kuşağının Öncüsü…
Carpenter, ülkemizde bilinmeyen bir sosyal/ist tarih felsefecisidir. Hem şahsî tecrübeleri ve yolculukları, hem de zihnî keşifleri, Carpenter’ın Aydınlanma’nın aşırılıklarının ve Birinci Sanayi Devrimi’nin sonunda kapitalizmin yıkıcı sonuçlarının Batı toplumları için olduğu kadar bütün dünya toplumları için de büyük felâketlerin habercisi olduğunu 20. yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkan felsefecilerden ve tarih felsefecilerinden oldukça erken bir zaman diliminde görmesini mümkün kılmıştır.

Bu açıdan Carpenter, geliştirdiği toplum, bilim, tabiat ve tarih felsefesi fikriyle, hem Spengler ve Toynbee gibi tarih felsefecilerinin habercisi olmuştur; hem de iki dünya savaşı sırasında pıtrak gibi biten tarih felsefecileri ile postmodern sürece ışık veya ayna tutan çağdaş sosyal teorinin gelişini haber veren öncü bir düşünürdür; bu nedenle de bu metni, pek çok bakımdan öncü bir metindir.

Kapsamlı Bir Batı Uygarlığı Eleştirisi Metni
Carpenter’ın bu kitabı, bir yandan Aydınlanma düşüncesinin entellektüel olarak, öte yandansa, sanayi devrimlerinin sosyal ve ekonomik olarak ürettiği pozitivizmin köklü bir fikrî ve felsefî, siyasî ve sosyo-ekonomik krizin eşiğine sürüklediği seküler Batı uygarlığının kökenlerine ve temellerine esaslı eleştiriler yönelten çığır açıcı ilk toplum, bilim, tabiat ve tarih felsefesi metinlerinden biridir.

Kitabın temel tezi, seküler Batı uygarlığının, insanın tabiatla ve derûnî hakîkatle birliğini ve bütünlüğünü bozmasının, insanı tabiattan, kendi benliğinden ve diğer insanlardan uzaklaştırdığı fikridir: Tabiatın inkârının, Avrupalı insanı ve Avrupa’daki hayatı mekanikleştirdiğini, bunun da her tür hastalığın zuhûr etmesine yol açtığını, Avrupalı insanı büyük bir anlamsızlık ve hiçlik denizinin ortasına fırlatarak hayaleti andıran kendi krallığında yapayalnızlaştırdığını haykırır Carpenter.

Bu, derin bir uygarlık krizinden başka bir şey değildir; ve bu uygarlık krizinin sonuçları ana başlıklar hâlinde şöyledir Carpenter’a göre: Batılı seküler insan, içinde tabiatın yer almadığı yapay, kuru, ruhsuz bir dünya yarattı ve kendisini bu dünyaya kapattı. Böylelikle tabiatı güzelleştirmek yerine tabiatı çirkinleştiren tek hayvan olarak tarihe geçti.

Bunun kaçınılmaz sonucu olarak, tek sığınak ve tutamak olarak gördüğü bilimi putlaştırdı: Oysa bilim, dünyevî bilgi’den, yani sınırlı / zâhirî gerçekliğin bilgisinden başka bir şey değil/di ve başka bir yere götürmüyor/du insanı. Modern / seküler bilim, ahlâkı, değerleri, insanın duygu dünyasını, iç / derûnî hayatını, kısacası niteliği yok ederek, onun yerine niceliğin, dolayısıyla ruhsuzluğun hükümfermâ olmasıyla sonuçlanan insansız bir dünyanın eşiğine bırak/mış/tı Batılı insanı ve dolayısıyla bütün insanlığı.

Özetle, Carpenter’ın bu kitabı, hem seküler Batı uygarlığının dayandığı temel dinamiklerin daha berrak bir şekilde anlaşılmasını sağlayan; hem de küreselleşme süreciyle birlikte küresel araçlarla ve yollarla küre ölçeğine yayılan bu dinamiklerin insanlığı büyük anlamsızlıkların, ayartıcı bir izafileşmenin ve hiçleşmenin, yok edici kaosların ve çatışmaların eşiğine sürüklediği çağımıza ve çağımızın insanına önemli şeyler söyleyen ufuk metinlerden biridir.

Not: Yayımlanan kitapta yer alan sunuş metni, bu metnin -teknik nedenlerle zorunlu olarak- biraz kısaltılmış hâlidir.

İÇİNDEKİLER

Sunuş
Carpenter ve Öncü Bir Batı Uygarlığı Eleştirisi; Bilim, Toplum, Tabiat ve Tarih Felsefesi Metni (Yusuf Kaplan)

Önsöz
Birinci Bölüm

Batı Uygarlığı: Teşhisi ve Tedâvisi

İkinci Bölüm
Modern Bilim: Bir Eleştiri

Üçüncü Bölüm
Geleceğin Bilimi: Tahmin

Dördüncü Bölüm
Suçluların Savunması: Bir Ahlâk Eleştirisi

Beşinci Bölüm
Soyulma: Lamarck ve Darwin

Altıncı Bölüm
Gelenek

Yedinci Bölüm
Rasyonel ve İnsancıl Bir Bilim

Sekizinci Bölüm
Yeni Ahlak

Ek
Uygarlık-öncesi Toplumların Bazı Özellikleri ve Âdetleri Hakkında Notlar

JENERİK

kitabın başlığı batı uygarlığının krizi
yazarı edward carpenter
türkçesi orhan düz

külliyat yayınları 00003
ara/cı metinler 0002
tarih 001
tarih felsefesi 001

kitabın orijinal ingilizce başlığı civilisation: its course & cure
yayıncısı george allen & uwin ltd., 1921

genel yayın yönetmeni yusuf kaplan
editör ismail doğu
kapak tasarımı nüans ajans
iç tasarım mürettibhane
baskı-cilt kurtiş matbaacılık

birinci baskı istanbul, mayıs 2008
fiyatı 13,00 ytl

isbn 978-605-5976-02-6
yayıncı sertifika no 0707-34-008811
kitap boyutu 15 X 20.5 cm
sayfa sayısı
jenerik 12 sayfa
gövde metin 236 sayfa
indeks 14 sayfa

Benzer Yazılar

  1. Ulusalcılık: Bir İdeolojinin Krizi – Gün Zileli
  2. Oryantalizm – Edward Said
  3. Geç Dönem Üslubu – Edward W. Said
  4. Müzikal Nakışlar – Edward Said
  5. Yeni Binyılda Filistin Sorunu – Edward W. Said

kitaphaberOkunma: 123 http://href.tc/w2qcnu Categories: kitap tanıtımTags:


  1. şimdilik yorum yok.
  1. şimdilik geri bağlantı yok