Çirkinliğin Tarihi – Umberte Eco

Yazan: YELDA EROĞLU
Yazı Kaynağı: Zaman Kitap Eki
Zıt anlamlı kavramlar dünyayı iki parçaya böler; bir şey o odur ya da tersi. Birinin tarihi diğerininkini de işaret eder.
Yoksa bu bir yanılsamadan mı ibarettir! Daha önce Güzelliğin Tarihi adlı araştırmayı kaleme alan Umberto Eco, Çirkinliğin Tarihi’ne bu soruyla başlıyor. Çirkinliğin kendine has bir tarihi var mıdır yoksa bu sadece güzel olmayanların oluşturduğu bir kategori midir! Yazar, biraz isteksizce “evet” yanıtını verirken, çirkinlik üzerine başlı başına bir kuramsal çalışma yapılmamış olmasının eksikliğinden yakınıyor. Güzelin betimlenmesi ve kuramı başlı başına bir külliyat oluştururken çirkinlik, geçici imalarla savuşturulup geçilmiş. Bu yüzden de araştırmada, sözü geçen imaların yapıldığı metinlerden uzun alıntılarla destekleniyor.
“Çirkin” kavramının sınırları belli bir kuramın içine yerleştirilememesinin sebebi, belki de kavramın her dönemde bir soru işareti taşımasıdır. Uyum ve oranın en fazla yüceltildiği Helenistik dünyada dahi çirkinliğin net bir tanımı yok. Ahlaki çirkinliğin fiziksel çirkinliğe işaret ettiğini (ya da tersi) söyleyen Helen uygarlığı; kocasına sadakatsiz –yani erdemsiz- bir kadın olan Troyalı Helen’in olağanüstü güzelliğinden bahsederek baştan çelişkiye düşer. İç güzelliği herkes tarafından kabul edilen Sokrates ise enine boyuna çirkin bir dış görünüme sahiptir. Tüm bunların ötesinde, çirkin şeylerin güzel taklitleri, sanatsal görüntüleri de yapılmaktadır. Ki bu paradoks, Picasso’nun alabildiğine deforme kadın tablolarının güzel bulunmasında da karşımıza çıkmaktadır. Çirkin, üstün bir yetenekle sanatsal güzele dönüşebilmektedir.
Bir çirkinlik formu olarak ölüm
Diğer taraftan dünya tamamen güzelden oluşmamaktadır. O takdirde Yaratıcı, sadece güzel değil çirkin şeyleri de yaratmıştır ve onun eserlerinin bir kısmını aşağılamak ne kadar doğrudur! 5. yüzyılda Aziz Augustinus, insanların biçimsiz kabul ettiği nice yaratığın formunun son derece uygun ve doğru oluşundan dem vurarak çirkinliğin evren için gerekli olduğunu iddia eder. Bir vaazında ise çarmıha gerilmiş İsa’nın deforme olmuş, kanayan vücudunu örnek göstererek “İsa’nın şekil bozukluğu sizi güzel hale getirir.” der. Çarmıha gerilmiş beden, diğer insanların güzelliğini oluşturmaktadır. İnsanlığın ruhsal selameti için kendi bedenini deforme eden din şehitlerinin uğradığı fiziksel zulüm, uzun bir dönem tablolarda tüm açıklığıyla resmedilecektir.
Çirkinliğin en bilinen formu ölümdür. Et ve deri lime lime çözülür; geriye korkunç ve şekilsiz iskeletler kalır. Bu, insanoğluna sahip olunan her güzel şeyin fani olduğunu hatırlatmak için elzem bir görüntüdür. Eski çağlarda ölümün görüntüsü bazı karnavallarda baş köşeye oturtulur ve bu “çirkin” görüntü, ruhlara mütevaziliğin güzelliğini taşır. Güzel çirkine dönüşebilmekte, çirkin ise güzele önayak olabilmektedir.
Eco, deforme olmuş bedenin çirkin olarak kabul edilmesinden hareketle, çirkinliğin ırksal ve sınıfsal önyargılarına işaret eder. Üst sınıflara mensup kişiler, alt sınıfların beğenilerini çirkin olarak damgalamaktadır. Öte yandan alt sınıflar, zor yaşam ve çalışma koşullarının ağırlığı altında anatomik olarak da deforme olmaktadırlar. Lombroso, uyumsuz yüz özelliklerine sahip insanların suça eğilimli olduğunu iddia ederek bu uyumsuzluğun çoğunlukla kalıtımsal hastalıklar ya da beslenme eksikliğinden kaynaklandığını görmezden gelir. Öteki ırksal aidiyetlerin mutlaka çirkin olduğu görüşü ise Antik Yunan’ın siyahları, Asyalıları katlanılamaz bir çirkinlikte addetmesinden başlayarak Yahudilerin fiziksel çirkinliği önyargısına ve hatta çizgi romanlarda “kötü”lerin Batılı olmayan ırklardan seçilmesine kadar varır. (Eco kitabın girişinde, araştırmanın Batılı kaynaklara sıkıştığı şerhini düşmektedir.)
Kime göre çirkin!
Neyse ki bir çağın çirkinlik olarak kabul ettiği şeyler, bir sonraki çağda güzel olarak nitelenebilmektedir. Bir zamanlar canavarımsı kabul edilen, doğada olmayan saç renkleri, vücuda geçirilmiş iğne ve metaller, günümüzde gençler için güzellik sembolü olur. Yapılmaya başlanırken estetik kaygılı protestoların hedefi olan Eyfel Kulesi, sonradan bir güzellik referansına dönüşür.
Ne var ki hasta beden daima çirkin bulunur. Hele de veba, cüzzam gibi hastalıklarla doğuştan gelen anomaliler… Hastalığın çirkinliğine ruhsal bir bozulmanın eşlik ettiği fikri sonradan terk edilse dahi, hastalığın fizikî görüntüsü insanlığı tedirgin etmekten geri durmayacaktır. Belki zaman içerisinde hasta insanlara duyulan nefretin merhametle yer değiştirmesiyle avutabiliriz kendimizi… Eco, ağırlığından beklenmeyecek bir rahatlık ve keyifle okunan araştırmasını, hastalara duyduğu merhamet çığlığıyla bitirir. Italo Calvino’nun bir hikâyesine de konu olan gerçek bir deneyimle… Yatağından dahi kalkamayacak kadar hasta, deforme, anomalili insanların kapatıldığı bir koğuşun betimlemesiyle…
Çirkinliğin Tarihi – Umberte Eco – Doğan Kitap
Ocak 2010, Zaman Kitap Eki, Sayı 48
Benzer Yazılar
Okunma: 61 http://href.tc/kzr5hg Aktiflink Categories: zaman kitap eki123156
Yazıya Link Vermek İçin Lütfen Kopyalayınız:



