Dibace – Nazım İntepe

Yazan: NİHAT DAĞLI
Yazı Kaynağı: Zaman Kitap Eki
Hayatımın büyük bölümü az sayıda kentte geçmiş olsa da, hayat ve ruh kurucu sözlerin hafızası gibi duran şehirlerin çağrılarını hep duyarım.
Duyarım çünkü başta bu kadim şehirlerin şiirlere ve romanlara düşürülmüş cümlelerinin okuyucusuyum. Ama ne yazık ki, okuduğum için çağrılarını duyabildiğim bu şehirlerden çok azının çağrısına icabet edebildim. Ve çağrısına icabet ettiğim hiçbir şehir beni eli boş çevirmemiş, şöyle esaslı bir hakikati zihnime kazımıştır: Ne ev ne de şehir sadece yerleşmek ve barınmak üzere kurulmazlar, aynı zamanda kurucularının ruhlarını da görünür kılarlar. İnsan, inşa ettiği ev ve kurduğu şehirle kendini gösterir.
Vardığım şehirlerden dönüşlerimde, ‘meğerse şehirler değil, şehirlerin kurucu ruhları çağırıyormuş beni’ demişimdir. Böyle olmalı ki, kendisi de bir şehir okuyucusu olan Mustafa Armağan İnsan Yüzlü Şehirler’in girişinde şöyle konuşur: “Şehirdeki her taş, tabiattaki halinden farklı olarak insan eliyle biçimlendirilmiştir, insan ruhunun, bilincinin, aklının, emeğinin eseridir. Dolayısıyla insanın sembolleştirme eyleminin en karmaşık ve en zengin ürünlerinden biridir şehir. Bu yüzden de, ister istemez anlam doludur. Bu anlam dünyasını canlı tutan unsur da şehrin hafızasıdır.” Hiç şüphesiz bu tespit, ruhu olan ‘geleneksel’ şehirler için geçerlidir. Daha doğrusu şöyle; bir ruh içre var olan insanların kurduğu, kurucularının ruhlarına misal olan şehirler böyledir.
Bursa sadece bir şehir mi!
Mesela Bursa bu soy şehirlerdendir. Bursa’ya dair yazılmış onlarca kitap bize bunu hissettiriyor; Bursa’nın sadece bir şehir olmadığını… Osmangazi ve Orhangazi hangi ruh ile var oldu iseler, Bursa o ruhun taş, ev, abide, cami, çeşme ve mahalle olmuş halidir. Evet, Bursa’ya gelip orada büyük bir rüya gören, sonra bu rüyayı gerçekleştirmek üzere Bursa’yı kuranlar vardır. Bursa bu yüzden; kurucu ruhların gördüğü büyük rüyanın, Osmanlı medeniyet perspektifinin ‘dibace’sidir, Osmanlı’ya ‘önsöz-giriş’tir. Bu rüyanın bütününün insanlığa ne söylediğini, rüyanın dibacesine gönül veren ve ona kulak olanlar anlayabilmiştir. Bunun en iyi örneği, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın şu satırlarıdır: “Bursa’yı layıkıyla tanıyan herkes aynı vehmi paylaşır; bu şehre tarih, damgasını o kadar derin ve kuvvetle basmıştır. O her yerde kendi ritmi, kendi hususi zevkiyle vardır, her adımda önümüze çıkar. Kâh bir türbe, bir cami, bir han, bir mezar taşı, burada eski bir çınar, ötede bir çeşme olur ve geçmiş zamanı hayal ettiren manzara ve isimle, üstünde sallanan ve bütün çizgilerine bir hasret sindiren geçmiş zamanlardan kalma aydınlığıyla sizi yakalar. Sohbetinize ve işinizin arasına girer, hülyalarınıza istikamet verir.”
Yalnız Tanpınar değil, Bursa’ya kulak ve gönül olabilenler Bursa’yı duymuş ve bir şekilde Bursa kesilmişlerdir. Ve şimdi, Bursa’ya gönül indirmiş bu isimlere yeni bir isim daha eklendi: Nazım İntepe… Bir çocuk hekimi olan İntepe, uzun yıllar yaşadığı Bursa’da mesleğini icra etmekle kalmamış, Osmanlı’yı kuran bu şehrin ruhuna kulak da olmuştur. Kaynak Yayınları arasında çıkan Dibace isimli kitabı, kulağının ve içinin Bursa ile dolduğunun işaretidir. Dibace, kurgusuyla, bugüne kadar yazılmış şehir kitaplarından ayrılıyor. Mustafa Armağan, “Şehir Asla Unutmaz” diyordu. Tabiattaki halinden farklı olarak insan eliyle biçimlenen, insan ruhunun, bilincinin, aklının ve emeğinin eseri bir taş Dibace’nin bir anlatıcısı olarak karşımıza çıkıp, Bursa’nın ilk gününden bugüne kadarki tarihini anlatarak, malzemesi olduğu şehrin asla unutmadığını gösteriyor.
Osmanlı’nın ‘dibace’si
Kitabın anlatıcısı olan taş nereden koparıldığını, malzemesi olduğu her bir yapıyı, Bursa’ya getiriliş sürecini ve nihayette Bursa’da Ulucami’ye konuluşunu anlatmakla başlıyor söze. Taş Ulucami’nin tepesine yerleştikten sonra sanki gözleri daha bir açılmış. Artık Bursa’da hangi cami, hangi türbe, hangi çeşme, hangi han dikildiyse buna tanık olmuş, tanıklık ettiği neyse onu bizimle paylaşıyor. Bursa’nın hafıza kâtibiymiş gibi her bir şeyi not etmiş ve yıllar sonra Nazım İntepe’nin kalemiyle dile gelmiş. Bursa’nın Osmanlı’ya 127 yıl pay-i taht olmuş her hali bu taşın anlatımına konu olmuş. Hem şehrin sokak, cadde ve mahalleleri, hem buralarda yıkılan ve kurulan yapılar, hem de şehir hayatının kurucu insanları sırlarıyla birlikte açıklanıyor. Padişahlar, âlimler, dervişler, eşraftan öne çıkan isimler, şehrin hayatında iz bırakan hadiseler… Bursa’da evin, mahallenin, kadınların, erkeklerin ve çocukların halleri… Bütün bunlar anlatılırken, Bursa’nın niçin Osmanlı’nın dibacesi olduğunu anlıyoruz. Ki bu kısım, kitabın omurgasını oluşturuyor. Taşın hafızası o kadar geniş ve derin ki sözü burada bitirmiyor; Osmanlı’nın Bursa sonrası, Osmanlı’nın yıkılış yılları, Rumeli’nin elden çıkışı, Cumhuriyet’in kuruluşuyla sözleri devam ediyor. Mesela Tanpınar’ın Bursa’ya gelişi, burada “Bursa’da Zaman” şiirini yazması ve Beş Şehir’deki Bursa ile ilgi kısma dair notlar da aktarılıyor. Anlatıcı, bugünün Bursa’sında neyi yitirdiğini hatırlayarak sözlerine son veriyor.
Dibace – Nazım İntepe – Kaynak Yayınları
Ocak 2010, Zaman Kitap Eki, 48. Sayı
Benzer Yazılar
Okunma: 83 http://tinyurl.com/yeazunn Aktiflink Categories: zaman kitap eki124835
Yazıya Link Vermek İçin Lütfen Kopyalayınız:



