Dine Karşı Din – Ali Şeriati

Perşembe, 07 May 2009
Satış noktaları: Kitapyurdu.com, Kidap.com.tr ve NetKitap.com

Yazan: Ayşenur Bulut
Yazı Kaynağı: Kitaphaber.net

Yeni başlayanlar için Ali Şeriati

Çoğumuzun okuma serüveninde değişik isim, fikir ve kitap çeşitliliğini aradığımız akl-ı selim bir kabule dayanmaktadır. Çeşitliliği arzulamak ve farklı olanı aramak ilm deryasına dalanlar için kaçınılmazdır. Özellikle gençlerde bu durum daha belirgindir.

Muhakkak ki okunası kitapların sayısı bir hayli fazla, ömür ise pek azdır. Bu kısa ömre verimli bir okuma alışkanlığı ve tercihi yerleştirmek zorundayız. Bazı elemeler yapmalı, öncelik tanıdığımız kitaplar olmalı, reklama değil içeriğe önem verilmeli, yazara değil esere odaklanmalı vs. Konumuz nasıl kitap okunur değil! Konumuz tam da genç iken aradığımız farklılıklara çok iyi bir cevap olan birinin kitaplarıyla tanışmak: Ali Şeriati.

Babası Muhammed Taki Şeriati’nin “Sanki Allah bunu kızıl Kale zindanlarında bir hücreye atılsın, etrafı kitaplarla dolsun, yanına bir kül tablası ve bol miktarda sigara konsun diye yaratmış.” dediği Ali Şeriati Doğu-Batı sentezini kurmaya çalışan, bu anlamda bu iki alanda da ciddi okumalar ve tartışmalar yapan, bir dönem etkisini tüm Avrupa ve Ortadoğu’da göstermiş, İslam’ın sosyalizm, Marksizm ve kapitalizm gibi kavramlarla tartışılmasını başlatan bir mütefekkirdir. Ancak bu yazı merkezde Ali Şeriatı’nın şahsına yönelik uzun ve ayrıntılı bilgiler vermeyi değil, “Dine karşı din” kitabının kısmi analizi ve Şeriati vurgusunu bu kitabına yönelik değerlendirmelerle birlikte ele almayı hedeflemektedir.

Ali Şeriati Batı’lı düşünürlerin din ile ilgili yorumlarından yanlış bulduklarına reddiyeler yazmış, bunları ilmi bir çerçevede dile getirerek dönemin din müdafaasını yapanlardan olmuştur. Frans Fanon’un dinin terkiyle devrimin ve değişimin mümkün olacağı, emperyalizme karşı mücadele için dinden vazgeçilmesi gerektiği fikrine muhalif olarak dinsiz hiçbir savaşın verilemeyeceğini ifade eder. Buna örnek olarak da şehir ve medeniyet oluşumlarında dinin ve dini sembollerin varlığından bahseder.

“Dine karşı din” kitabıyla Şeriati, mevcut din ve bu dinin dışındaki inançların birbiriyle olan ilişkisini anlatır. Tarihin hiçbir döneminde dinsiz insan ya da kavmin olmadığını, inançsızlıktan tarihin hiçbir döneminde bahsedilemeyeceğini söyler. Bu yüzden var olan pek çok kavramı da şerh eden Şeriati sanıldığının aksine küfrün dinsizlik olmadığını, benimsenen inanç dışındakilerin yok sayılmasının küfr olduğunu iddia eder. “Sizin dininiz bana benim dinim banadır” ayetince bir mantık yürüten yazar, burada görüldüğü gibi dinlerin birbirine karşı olduğunu söyler, din ile dinsizliğin değil. Peygamber’in diğer tanrı, put ve inançları reddetmesi ve onların da kendi dinine yönelmeyeceği beyanı da aynı ayetin kısmi bir izahıdır. Şirk dini ile tevhid dininin insanlık tarihi boyunca var olan savaşından bahseder. Burada elbette tarih derken ne kastettiğini de açıklar: ” Buradaki “tarih” ifadesinde kastım, genel olarak kabul gören, medeniyetin ve yazın ortaya çıkışı değil, insan türünün yeryüzündeki toplumsal yaşamının başlamasını esas alan bir tarihtir.”

Küfür dini ve İslam dinini bir başlıkta ele alan mütefekkirimiz, tarihte her zaman küfür dininin egemen olduğunu yazar. Kafirlerin dininin her daim galip olduğunu, hak olduğuna inandığımız peygamberlerin tarihin hiçbir döneminde, istendiği gibi tam olarak topluma hakim olamamıştır demektedir. “Tarihin başlangıcından şimdiye kadar hak din, toplumda tam olarak yaşama imkanı bulamamıştır.” Bana göre bu doğru bir tespit değildir. Bu hak din ve diğer hak olmayan tüm dinlerin bir savaşıdır ve yazarın dediği gibi hep din, din ile savaşmıştır. Evet, bu bir savaştır ve kıyamete kadar sürecektir. O halde küfe dinin de tamamen hakim olduğunu söyleyemeyiz. İyi ve kötünün savaşı her daim var olacaktır, imtihan ve varlık nedeni bunu gerektirmektedir. Yoksa siyaset felsefesinde olduğu gibi mutlak iyinin hakimiyeti anlamına gelen ütopyalardan bahsediyor olurduk, bir dinden ve onun mensuplarından değil. Burada yer olmadığı için değinemiyorum ancak bahsedilen mutlak iyilik cennet’tedir.Yazarın bunu bildiğini sanıyorum.

Ali Şeriati hak dinin karşısına alternatif olarak çeşitli din kategorileri sıralamaktadır: Şirk, putperestlik, Semir ve Bela’m-i Basur, ferisiler, muhafazakar din, inkılabı din, uyuşturucu din, mercie, tabuta tapanlar, küfür dini gibi. Yazarın kendince gerekli gördüğü bu ayrımların her biri bir inanç ve din tanımını içermektedir ve hepsiyle savaşılması gerekir. Kitap’ta dinler tarihine ilişkin önemli bilgiler de yer alıyor. Bu bize mukayeseli bir kısa dinler tarihi dersi veriyor aynı zamanda. Her genel bir bakış kazandırıyor dinler tarihine ilişkin hem de son dönem Felsefi akımlardan da bahsettiği için kafamızı kavram ve kelimeler harmanına çeviriyor. Denebilir ki bu yüzden yazarın ince kitaplarından biri olan bu kitap da okuyucusunu derin düşüncelere davet ediyor. Söz konusu kavramlara ilişkin ayrıntılı bilgi için kitabın okunması gerekmektedir.

Sosyalist söylemlerle din müdafaası yapan Şeriati bu söylemlerinde Batılı kavramlardan sık bahsetmekte ve İslam’ın son dönem modern dünyanın getirdiği değerlerle izahına çalışmaktadır. Lugatimize de değişik tabirler eklenmiştir: Abdestli kapitalist, Allahperest sosyalist gibi. Bu yönüyle Şeriati’nin kendinden emin ve güçlü analizleri kadar kafa karıştıran izahları da bulunmaktadır.

Bunlardan biri derin sosyalist etkiyle kendini gösteren Şeriati’nin İslam’ın emek ve emekçiye olan söyledikleridir. Bunu o kadar abartır ki hak din peygamberlerin her birinin hem bir çoban hem de bir “emekçi” olarak zikretmektedir. Şirk dininden bahsederken şirk’in toplumsal bir ayrımcılığa ve sınıf mücadelesine neden olduğunu sık anlatır. “Şirk, sadece felsefi bir yorum değil, aynı zamanda statükonun muhafazası ve savunuculuğudur. Tarihte statüko sosyal şirkti.” Burada görüldüğü gibi şirke sosyallik özelliği kazandırmaktadır. “Şirk düşüncesinin amacı, insanları ırklara ve milli toplumlara bölmek, daha sonra da birbirlerine karşı sınıflar ve toplumlar oluşturarak yöneten ve yönetilen kesimleri oluşturmaktır.” Eski dönem İran ve Arabistan zamanına ilişkin konuyla ilgili örneklere geniş yer vermiştir.

Mütefekkirimiz, İslam’daki şura modelini demokrasi ile ilişkilendirmekte, emperyalizm mücadelesini alimlerin yapacağını iddia etmekte, sosyalizm ile İslam’ı aynı başlıkta incelemekte ve “itiraz mezhebine” bağlı olduğunu ifade etmektedir. Mücadele edilecek sembolleri göstermektedir: “Zamanın en zengini olan Karun, şirk dininin en büyük dini lideri olan Bela’m-i Basur ve en büyük siyasi otorite olan Firavun…Hz. Musa bu üç sembolle savaşmıştır.” Sorumluluk alanlarını da belirtmektedir: “Felsefe, sanat ve edebiyat”

Ali Şeriatı’nın diğer abartılı ve bence yanlış bir yorumu da “Allah ve İnsan” başlığında bahsettiği sosyal, siyasi ve ekonomik konulardan bahseden ayetlerde Allah ve nah kelimelerinin birbirinin yerini alacağını düşünmesidir. “Mesela kim “Allah’a güzel bir bor verirse…”(Hadim 11)ayetinin manası Allah’ın ihtiyacı olduğu için O’na borç vermek değildir, onun manası “insana borç vermek” demektir.” Halbuki Şeriatı’nın ortaya koyduğu bu düşünce ve örnek verdiği ayet çok yüzeysel durmakta Şeriati gibi bir mütefekkirin kabul edilemez bir hatası gibi durmaktadır. Kuran’ın sosyal, siyasi ve ekonomik konulardan bahseden tüm ayetlerde aynı benzeşmeyi yapmak vahim bir hata olur ve zaten mümkün de değildir. Aynı şekilde benzer bir örnek olarak “Mal Allah’ındır” açıklamasını yapmakta bu ifadenin Ebu Zer tarafından da kullanıldığını yazmaktadır. Bu ifade ile Allah yerine insan tabirini koyarak “Mal halkındır” yorumunu yapmaktadır. Halbuki Kuran’da “Mülk Allah’ındır” ifadesi geçmektedir. Bu yönüyle yazarımız, Kuran’da olmayan bir kavramı Kuran’a mal etme tehlikesine düşmektedir.

Şeriatı’nın sosyal, siyasi ve ekonomik hayata yönelik getirdiği argümanların dayanak noktası onun savunuculuğunu yaptığı ve bir hayli etkilendiği sosyalizm ile ilişkilendirilebilir. İnsanları dirilişe, sorumluluğa ve cihada(!) çağırırken hep bu cevval söylemi kullanmaktadır. Dönemin İslam Dünyası’ndaki emperyalist dalgası ve tahribatı düşünülürse bu çağrının doğal bir sonuç olduğu yargısını kabul etmemiz gerekir.

“Yalnızların dostu, mustaz’afların rehberi, mahrumların umudu, fedakar öğrencilerin aziz öğretmeni, Uran’ın(eşi) Ali’si, İhsan’ın babası ve inkilab’ın büyük önderi”: Ali Şeriati… Okuduğum ve kaleme aldığım bu ilk kitabıyla diğer kitapların muhtevasına dair derin merak uyandıran ve zihnimde farklı açılımlar sağlayan “Dine karşı din” kitabı, Ali Şeriati okumalarının ilk adımı olarak uzun bir yolculuğun şaşmaz habercisi oldu.

Benzer Yazılar

  1. Dine Karşı Din – Ali Şeriati
  2. Sainte Beuve’e Karşı – Marcel Proust
  3. Vakte Karşı Sözler – Ömer Tuğrul İnançer
  4. Vakte Karşı Sözler – Ömer Tuğrul İnançer
  5. İran’da Devrim ve Karşı Devrim – Asaf Hüseyin

kitaphaberOkunma: 189 http://href.tc/y6i0s4 Categories: * Öz-Kaynak, kitaphaber.netTags:


Yazıya Link Vermek İçin Lütfen Kopyalayınız:

FacebookRSSTwitterGoogleStumbleUponTechnoratiDiggDeliciousLinkedInRedditMixxDesign Float
  1. şimdilik yorum yok.
  1. şimdilik geri bağlantı yok

Yazılanları yorumlamanız bizim için çok önemli... Lütfen yorum ekleyiniz...

Registered user do not use CAPTCHA.