Haremden Taşanlar – Nazım Tektaş

Yazan: Zehra Çam
Yazı Kaynağı: Düşle Edebiyat Dergisi
Osmanlı Sarayı tarihçiler ve gezginler için büyük bir malzemeydi. Özellikle batılılar için harem daha da ilginçti. Bu nedenle Osmanlının en az kendisi kadar “Harem” hakkında yazılıp çizildi. Oryantalist bakış açısı oluşturularak; Osmanlı kadını genel olarak, iş güç yapmayan, sabahtan akşama kadar sedirde uzanıp nargile içen, tek işi padişahın gönlünü çelme; kişisel servet biriktirme ve zaman zaman da iktidar boşluğunu doldurma yarışına giren bir entrikacı gibi tanıtıldı.
Bu yarışta yalnızca tarihçiler ve gezginler değil, batılı ressamlar da yerlerini aldılar. Fransız Jean-Leon Gerome oryantalist ressamların başında gelir. Ardından Jean -Auguste-Dominique İngres ve Bougerau’ da sayabiliriz. Oryantalist ressamların baş konusu Türk Hamamı ve Harem. Türk Hamamı ve Harem, batılın gözüyle cinsel yaşamın merkezi, fantastik bir dünya olarak yansıtılıyor. Hatta karşı cinsin yasak olduğu bir mekanda, hemcinslerine yönelen aşkların varlığına da dikkat çekiliyor. Osmanlı’nın resmedilmesi konusunda Van Mour’u da atlamamak gerekiyor. Yalnız haremi değil sarayın diğer alanlarını da resmetmiş.
Harem yalnızca cinsel cazibenin, bir çok güzel cariyenin bulunduğu bir eğlence mekanı mıydı. Nazım Tektaş’ın kaleme aldığı Çatı kitaplarından yayımlanan “Haremden Taşanlar” adılı kitapta bunun böyle olmadığına tanıklık ediyoruz. Zira savaş ganimeti olarak padişaha hediye edilen cariyeler, zaman zaman devletin dengesinde alt üst edici roller oynuyorlar. Cariyelerin yazgısı öylesine enteresan çizgiler sergiliyor ki birinciler sonuncu, sonuncular birinci olabiliyorlar. Esir olarak gelen bu genç kızlar küçük yaştan itibaren saray terbiyesince eğitilip Türkleştirilip, Müslümanlaştırılıyorlar. Osmanlı Padişahları dayı şehzadelerinden, saltanata akraba istemedikleri için cariyelerle evleniyorlar. Saltanata ortak ya da aday olabilecek erkek kardeşler öldürülüyor, amcaların sonu ise daha önce geliyor. Cariyeler, esirlerden oluşuyor. Türk kızları esir alınmıyorlar. Türk kızlarının esir alınmaması her ne kadar güzelse de, bulunan çözümün iyiliği tartışmaya açıktır. Bu durum,iktidarların kuvvetinin, zayıf olana zenginlik dağıtılmasıyla mümkün olup olmadığı, düşündürücü bir soru bırakıyor. Hele ki Türklerde anaerkil dönemim kuvveti düşünüldükten sonra, diğer milletlerde böyle bir uygulamanın örneği var mı bilemiyorum
Cariyelerle evlenirken padişahın nikah kıyma mecburiyeti olmadığı için padişahın eş seçmede sayıca bir sınırı da yok. Abdülmecid’in on yedi, 2. Abdülhamid on dört eşle, başı çekiyorlar. Deli İbrahim’de deliliği tutunca, şişman bir hanım ister ve ona bir Ermeni kızı olan, yüz elli kiloluk Şivekar Sultan bulunur. Cariyeler eğitimleri sırasında fark edildiklerinde padişaha sunulanları ‘Haseki; çocuk doğurduktan sonra ‘Kadın efendi’ ; çocuklarından biri padişah olunca da ‘Valide Sultan’ adını alıyorlar. Bunlar arasında, Hürrem Sultan, Safiye Sultan, Kösem Sultan, sarayda kadının yönetimde söz sahibi olduğu dönemler oluştururlar. Ancak isimleri iyiliklerinden çok entrikaya karışır. Ancak bu hanımların iktidar yarışına girdiği dönemler, padişahların doğru karar alabilmede yeterlikli olduğu dönemler değildir. Bu nedenle bu kadınlar yargılanmadan önce, sırf saltanat sürsün diye ehil olmayanın iktidar hakkı sorgulanmalıdır.
Padişah kadınlarının yaşamlarına baktığımızda gözde oldukları dönem rahat ettikleri dönem. Saltanatın alternatifsiz kalması için Osmanlı’da padişah seçilir seçilmez diğer şehzadelerin öldürülmesi yaygın. Baba ölmeden de oğul padişah olamıyor. Bir kadın eşini kaybettiğine mi yanısın, çocuklarının ölümüne mi yansın, yoksa Valide Sultan’lığa yükselişinin gururunu mu taşısın! Kayıp ve kazanç insanın yüreğinde nasıl yer eder… Padişah yeni bir cariyeyle evlendiğinde Edirne saraylarında sürgünde ömrünü tamamlar. Ya da erkek çocuğu doğuran hanım eğer baba iktidardaysa, seçilene kadar annesiyle birlikte Bursa’daki saraya gönderilir. Bazı sultanların yaşamı gerçekten çok trajik. Kösem Sultan bir devre adını yerleştiriyor ama sonu sürgünde saklandığı dolaptan çıkarılarak perde ipiyle boğularak öldürülüyor. Safiye Sultan’ın da ömrünün sonuna doğru her şey elinden yitip gidiyor. Eski Sarayda o da sürgünde ölüyor. Kimin iyi ya da kötü olduğuna tarih hükmetmiştir. Ancak bu Sultanların ömrü kazançla kaybediş arasında gidip gelmiştir.
Harem yaşamı tarihi gözden geçirmek adına zengin bir malzeme. Bu konuda yazılan eserler arasında Nazım Tektaş’ın “Harem’den Taşanlar” kitabı: tarihin dipnotlarını tekrar gözden geçirmek için iyi bir kaynak. Seyyahların yabancı gözüyle yazdıkları, Vak’a nüvis’lerin içeriden yazdığı tarihe, farklı bir bakış.
Haremden Taşanlar, Nazım Tektaş, Çatı Kitapları, Mart 2004, 528 s.
Kasım 2006
Benzer Yazılar
Okunma: 163 http://href.tc/le0yyc Aktiflink Categories: dusle.com20007
