İçinizdeki Öküze Oha Deyin – Bülent Akyürek

Yazan: Halis Demir
Yazı Kaynağı: gokekin.com
İçinizdeki Öküze Oha Deyin! Bu tabir günümüz insanına ne kadar uzak, ne kadar kaba geliyor. Hatta hakaret içeriyor. Her birimiz içimizde birer melek ruhu taşıyoruz. Biz her şeyin en güzeline layık varlıklarız. Harikayız. Kelimenin bütün anlamlarıyla… Ya hırsızlar, sahtekârlar, yolsuzlar, yol kesiciler… Onların bizimle hiçbir alakası yok. Uzaktan yakından bizimle ilgileri kurulamaz. Biz iyi giyimli insanlarız. Hiçbir kötülük yanımıza bile yaklaşamaz. Bizimle bağ kuramaz.”Biz neymişiz be abi!
Arkadaşım anlattı: “Hanım o kadar mükemmel olduğuna inanıyor ki, hayatta özür dilediğini bir defa bile duymadım.” Arkadaşın hanımından böyle bahsetmesi doğrusu hoş değil. Lakin sohbet ortamındaki bir başka arkadaşımızda şunu teklif etti. O zaman gurur ve kibir adına bir heykelini dikelim. İnsanın kendini mükemmel görmesi takdir edilecek bir durum değil. İki zat oturmuş konuşuyorlarmış:”Ömrümde tövbe etmeyi gerektirecek bir günah, hata veya kusur işlemedim!” Bu cümleden sonra takdir cümlesi gelmeli değil mi! Karşıdaki cevap vermiş: “İşte bu tavrın defalarca tövbe etmeyi gerektirir.” Hatayı başkaları yapar. Özrü başkaları diler. Özür dilemek bir ayıp, laçkalık, kişilik zaafı (mı) dir. “Hadislerden öğrendiğimize göre, efendimiz günde 70-100 defa tövbe edermiş. Bunun bize anlattığı bazı incelikler olmalı. Nefis mücadelesi, muhasebesi, diyalogu adına… Aman bana ne. Kimin içinde ne ruh taşıdığından… Herkesin ruhu kendine…
Kitabın adı “İçinizdeki Öküze Oha Deyin!” “Kişisel Gerileyiş Kitabı” alt başlığını taşıyor. Lakin formatı, adı arka sayfasındaki tanıtım yazısı, yazarın hayatının bahsedildiği tanıtım bölümü, yazarın kitabın son sayfalarındaki kitaplarının tanıtımı hep banan kişisel gelişim kitaplarını hatırlatıyor. “Kişisel gelişim” tabiri insana yarım kalmış bir cümle hissi veriyor. Neyse… Aslında bu çağrışım tam da konuya uygun! Zira ferdileşmeyi olanca hızıyla yaygınlaştıran bu kitap ve furya her insanı bir dev, bir canavar, kendisinin tanrısı yapmaya gayret ediyor ya… Cümleyi her yolcu kendisi tamamlayıverecek. Kiminin kişisel gelişimi muhteşem, kimilerinin ki muhterem, kimilerinin ki bilmem ne olacak!
Şu ibare dikkate değer: “Baskı Notları, Birinci Baskı: Kentkitap, Ekim 2008.” Şimdilik ilk baskı. Bir tutulsa… Kişisel gelişim kitapları gibi. Kitabın alt başlığında yine bir ifade: “neo-tasavvuf ” Evet, kitabı okurken tasavvufun insan nefsini eğitmesine dair prensip, kavram ve büyüklerin bazı tahlillerini okuyoruz. Bu arada yazarın ısrarlı biçimde doğu insanına dair kayıt, ifade ve bilgilere yer vermesi takdire şayan. Maalesef insanımızın bir moda olarak batı klasiklerine sarılmasına karşılık çevremde doğu edebiyatına dair klasik eserleri okuyanlara ne az rastlıyorum. Farabi, İbn Sina, İbn Haldun, Gazali vb. müelliflerimizin eserleri öyle bir okumada elden çıkarılacak kitaplar değil. Neden yayınevleri Mantıku’t-Tayr’ı tekrar tekrar yayınlamazlar. Neden Farrabi’nin El- Medinetü’l-Fazıla isimli eseri bir medeniyet teklifi adına, bir ütopya niyetine okutulmaz. Aslında bu satırları yazarken tuhaf bir suçluluk duygusu yaşıyorum. Elbette bir yerlerde bu kitabı okuyan birileri vardır.
Bülent Akyürek’in başka kitapları var. Şu cümleleri kitaptan okuyoruz: “Onu, Türkiye’nin en önemli yer altı yazarı ve modernizm eleştirmeni yapan eserleri şunlardır: Ve Tanrı Ağladı, Cinnetim Cennetimdir, İtin Biri, Yağmur Getiren Fırtına, Çöldeki Penguen, Zamanın Efendisi, Kadınlar Üstüne Ahmet Abi’nin Gözünden Kaçanlar, Boş Laflar Antolojisi, Yılgın Türkler, Seviyordum Söyleyemedim vs…” Yılgın Türkler çok satmış, bestseller olmuş bir kitap. Yazarın diğer kitaplarını hiç görmedim. Biz kitap okurlarına kim acıyacak! Ne çok kitap, ne çok yazar var. Bir öğrencim “Ben okur olmayı seçiyorum” demişti. Doğru, bir okur gerek, bu kadar yazara…
Kitabın bazı başlıkları şöyle:
“Kişisel Gelişim Dinine Hayır! Huzur Kişisel Gerileyiştedir”
“Kişisel Gelişimini Tanımlamış, Kendi Ayakları Üstünde Durabilen Modern Kadının Yeri Neresidir!”
“Hep Önde En Önde Olmak Zorunda Değiliz”
“Dinde Zorlama Yoktur Ama Kişisel Gelişim Dininin Kuralları Vardır!”
“Olabilitesi Yüksek Örnek Bir Kişisel Gelişim Koçaklaması”
“Her Gün Balık Vereceğinize Balık Tutmasını Öğretip Sonra Da İyilik Yaptım Diye Hava Atmayın”
“İnsanlar Beyninin Yüzde Yedisini Kullanıyormuş Hindistan’da Meditasyonla Yüzde On Beşini Kullanan Adamlar Varmış Eğer İstersek Biz De Yaparmışız”
Ve Kitabın son yazısı:
“Eşekler İçin Genel Tekrar Ta Da Kişisel Ger ilerleyiş Manifestosu” Kitabın çok kullandığı argo, hakaret, yer yer müstehcen ifadelerine bir örnek bu başlık… Günlük dilde kimi çevrelerde kullanılsa da argo ifadeler edebiyata girmeli mi! Yazarımızın bize kaynak olarak önerdiği, Tasavvuf eserleri bu ifadelerin kullanılmasını nasıl karşılıyor!
Yazarın hayretle karşıladığım kendine has tabirleri var: Modern çağın kapitalist canavarları, kişisel gelişim rahipleri, şeytanın dervişleri, kişisel gelişim kitaplarının kutsal ayeti…
Ya modern insan tanımına ne demeli: “Kaderine meydan okuyan; kararlı, gururlu, kaybetmeyi sevmeyen, düşük karakterli insan” (s.9) Modern insan kendi ayakları üzerinde dursun, teslimiyetçi olmasın derken emanet ayaklarının tek sahibi kendisi sandı. Ve bir canavar kesildi.
Kişisel gelişim kitaplarının malum bir zaafı şu cümlelerden anlıyoruz: “Yabancı dillerden çevrilen kişisel gelişim kitaplarının, bizim kültürümüze ve insanımıza uygunluğuna bakılmadan bolca reklamı yapılarak okutturuluyor.” (s.13) Zayıflama diyeti gibi adeta yutturuluyor. İsimleri, mekânları, dünya görüşü, hayata bakışı, tarihi farklı insanların kitaplarından nasıl başarı ölçüleri çıkarabilirim! Ve hazin sonuç ” çeyrek imanlı öz evlatlarımız önce kapitalist sonra da Budist ya da Hıristiyan olacaklar!” Oruca hayır, diyete evet… Namaza hayır, meditasyona (yazım kılavuzu bu kelimenin yerine “derin düşünme” tamlamasını önerdi) evet… Bir dünyaya kör ve sağır hatta düşman, diğer dünyaya bütün varlığıyla teslim ve esir…
Modern insan ne hale geliyor. “Bir odacıya Genel Müdürlük teklif edin vallahi yok demez! “Benim neyim eksik! Duygusu bütün toplumu aşağılık mahlûklar haline getirdi.” (s.20) Kişi aczini bilmesi bir fazilet olsa gerek. Oysa modern insan aciz olmamalı. Atılgan, özgüveni tam, kendini beğenmiş, kendinden emin, girişimci, yer yer saldırgan… O kadar rahat ki “kendisine yönelen her sözü, her fikri, her davranışı, hakaret ve küçültücü bir eylem olarak algılıyor, çünkü onun “kişilik, gurur…”gibi takıntıları var.” (s.22) Çünkü o bir deha, bir abide şahsiyet, bir değer, bir harika…
Ya şu cümleler! “…bir ilim adamı ömrünü vererek bir fikir sahibi oluyor, sonra onu bir kitleyle paylaşırken karşısına liseliler çıkıp “Hayır, öyle değil, bence böyle, ben böyle düşünüyorum…” diyebiliyorlar.” Niçin! Çünkü herkesin fikrine saygı duyma dini yarattılar. Biri çıkıp “Bence şöyle…”deyince konu hakkında ehliyeti var mı yok mu diye bakmadan herkesi herkese onaylattırıyorlar!”(s.25) Kişinin haddini bilmesi de bir meziyet olmalı. Günümüzde mümkün olduğu kadar zaafları gizlemeli. Hataları itiraf etmemeli. Hele rakipler varsa. Özeleştiri mi! Başarısızlığı bile rakiplere mal etmeli. Başarısızlığı başarı gibi okumalı, yorumlamalı. Buradan kendisine bir haklılık payı çıkarmalı. Karşısındakileri itham etmeli. Neden bazı insanların karşılarında birileri onları çekemez, istemez, kıskanırlar! Biz bu tavrı ta ezelden tanımışız. BABAMIZ VE ANNEMİZ KENDİ ACZİYETLERİNİ İTİRAF EDÜP PİŞMAN OLURKEN ŞEYTAN ÖNCE ALLAH’I SONRA CEDDİMİZİ İTHAM ETMİŞ. Yola çıkmış bu eda ile…
Oldum olası barış, saygı, hoşgörü, dindar kelimelerini sevmemişimdir: “Bizler barışsever değiliz. Barış sevmek aklımızın ucundan geçmez. Barış içinde yaşarız. Bir şeyi sevmek için, o şey için özlem duymak gerekir. Biz, barışa karşı özlem duymadık. Barışı onlar sever. Barışı sevdikleri içindir ki kendilerine yeni savaşlar üretmek zorunda kalırlar hep…” (s.32) Ne demek barış sevmek! Geleneksel müslüman Hüseyin! B(ı)rak Obama bırak bu ayakları! Ne selamı, ne barışı! Pakistan da neler oluyor! Afganistan’da neler oluyor! İran’la kim uğraşıyor! Kimyasal silahları kim kullanıyor! Ezher’de selam, Pakistan’da bombalamaya devam… “Şiddet ve tecavüz bütün batının ezbere bildiği anadilidir. Batının anadilini bilmedikçe, onlarla aynı dili konuşamadıkça doğu toplumları hiçbir zaman iletişim kuramayacaktır.” (s.43)
Ve sabır… “Hz. Eyyüb’ün : “Başıma bu dert geldi.” Demesinde bile tartışılan sabırsızlık, sıradan insanların sözleriyle karşılaştırıldığında nasıl bir azaba uğrayacağız acaba!” (s.73) Sabır sızlanmak değildir.
Zamanımız insanı için zaman çok önemlidir. O kadar ki ” Karşınızdaki insanı üç-beş dakikada nasıl ikna edebilirsiniz” (s.83) su gibi içercesine okur. “kısa sürede ikna” modern çağın insanının bir ilmidir. Yazarın İfadesine göre Bu tür bilgiler “Şeytanın İlmihal Kitapları’nda ya da “Modern Ticaret Dinleri’nin kitaplarında yazar.
Kitapta istifade ettiğim bir başka yazının başlığını sizlerle paylaşmalıyım. Şu paylaşmak tabiri ne kadar makul! Ya muhatap hakkına razı olmazsa! Hak mı! Okur hakkı mı! Zaman ayırdığı için hak mı! Ne hakkı! Hakkı ile ilgili bütün mizahi bildiklerim! İçinde Hakkı geçen cümleler… Derin bahis bu, geçelim: “Batının Kişisel Gelişimini Tamamlayamamış Ağustos Böceği İle Kişisel Gelişimini Tamamlamış Karınca Hikâyesi” Özetle Lafonten masalına göre çalışkan karınca tembel böceğe yardım etmemektedir. Bun cimriliği örtbas etmek için uydurulmuş “ben çalıştım sen de çalış ” felsefesidir. Oysa yardım kazancı ihtiyaç sahibi ile paylaşmaktır. Gece gündüz demeden dünya malı biriktiren Yahudi Karınca bir batılıdır. Biriktirmek, hem de ihtiyacından kat kat fazla… Konserve, derin dondurucu ve buzdolabı insana mahsus özelliklerdir. Bunları zekâ ile mi yoksa ihtiras ile mi izah etmeli! “Evet, çocuklarımız cırcır böceği olmasın ama Lafonten’in Yahudi Karıncası’na da övgü yağdırmasınlar… İlle de biri olacaksa saz çalıp gezsinler, Pir Sultan gibi, Âşık Veysel gibi… Ve bir not: “…Sadece Ağustos’ta yaşayabilen Cırcır böceği’nin, kışın ortasında pinti karıncanın kapısına gitmesi imkânsız!” (s.101) Biz de yıllarca bu örneği çocuklarımıza anlattık. Ne olacak şimdi! Cırcır Böceği bizden hak talep ederse!
Yazarın doğu insanı ile batılı, herhalde kâinata kafa tutan insan bu, mukayese ettiği satırlardan birisi de şu cümle: ” Biz, düşünmeye “Ben Kimim!” diye değil, “Beni kim yarattı!” diyerek başladık!” (s.137) Nereden başladığımızı, nereye gittiğimizi bilmek bakımından önemli ve hatta gerekli.
Hani “Biri Bizi Gözetliyor” esprisi, hatta iğrençliği vardı ya… Bülent Akyürek bu konuya da yine ince bir izah getirmiş. Doğrusu gönlüm ferahladı. “Biz her şeye rağmen, söğüdün dibinde dizlerimiz karnımıza çekip çaylarımızı karıştıracağız. İzlenmekten korkmuyoruz. İzlesinler de insanlık görsünler.” (s.146) Korku niye! Telaş niye! Heyecan niye! Kendimizden emin olduktan sonra!
Yazarın uygulamaya dair çözümleri de var: ” malumunuz: Arabalar geri geri giderken daha çok benzin yakıyorlar. Eşofmanlılar sabah sporlarını geri geri koşarak yaparlarsa daha çok zayıflayabilirler!” (s.167) Bu bir ihtimal. Aman kardeşim kalsın. Maalesef kırmızı ışıklar bile bizi zor durduruyor. Geri geri nasıl olacak!
Bir kişisel gelişim kitabının bazı konuları şunlar. “Mutluluk senin hakkın, Büyük düşün çok kazan, Neden Az İle yetinesin, Birinci Ol Arkada Kalma, Zirveye Koş, Kaderine Razı Olma Sonuna Kadar Diren, Üstünlüğünü Fark Et ve Kabullendir…” (s.187) Ya diğerleri! Bizim gibi kişisel gelişim kitaplarının muhteris telkinlerine uyacak insanlar! Kıran kırana bir mücadele olacak. Zira bir ipte iki cambaz oynamaz.
Şu cümlelere de bütün kalbimle katılıyorum: “Bu dinde (kişisel gelişim) kaybetmek, yetinmek, şükretmek, ikinci olmak yok. Yani kulluk dışlanıyor. Acziyet ayıplanıyor, kaybeden oyundan atılıyor.” (s.187) Bize göre, İnsan insanın kurdu değil. Bizler bir vücudun azaları ya da bir duvarın sıkı sıkı kenetlenmiş tuğlalarıyız. Birlikte varız. Bir geminin yolcularıyız. Gemi batarsa hepimiz batarız. Kardeşimiz rakibimiz değil. Onu kendimize tercih ederiz. Hayat kavga değil. Kavgamız öncelikle kendimizle, nefsimizle… Nefsimizden kötüsü yoktur.
Kitaptaki bazı ifadelerden yazarın galiba iki yıl boyunca 1000 in üzerinde kişisel gelişim kitabı okuduğunu sonra bu kitabı kaleme aldığını anlıyoruz. Emek mahsulü bir kitap…
Titizlikle hazırlandığı belli olan kitapta baskı hatasına rastlamadım.
Altı, üstü çizilecek satır veya kelimeler olsa da okunmaya değer bir kitap: “İçinizdeki Öküze Oha Deyin!”
İçinizdeki Öküze Oha Deyin! Bülent Akyürek, Birinci Baskı: Kentkitap, Ekim 2008.
Temmuz 2009
Benzer Yazılar
- İçinizdeki Öküze Oha Deyin – Bülent Akyürek
- İçinizdeki Öküze Oha Deyin – Bülent Akyürek
- İçinizdeki Öküze Oha Deyin – Bülent Akyürek
- Seviyordum Söyleyemedim – Bülent Akyürek
- İhanet Çemberi:PKK’yı Yöneten Türkler – Bülent Orakoğlu
Okunma: 144 Categories: deneme, gökekin.com113945
Yazıya Link Vermek İçin Lütfen Kopyalayınız:



