Kent Dindarlığı – Mehmet Altan | Kitap ve Eleştiri Kaynağınız

Kent Dindarlığı – Mehmet Altan

Pazartesi, 08 Şub 2010
Satış noktaları: Kitapyurdu.com, Kidap.com.tr ve NetKitap.com

Yazan: mehmet akbulut
Yazı kaynağı: Cemaat. com

Dinimizin üç esası var olduğunu derhatır ederek yazıya selam babından girelim efendim. Konumuzu teşkil eden kitap, değerli hocamız Mehmet ALTAN’ın “Kent Dindarlığı” adlı kitabıdır. Din’e dışarıdan bir bakış açısıyla yazılmış olmasına rağmen üzerinde düşünülmesi gereken bir kitap özelliğiyle nokta-ı nazarımı celbetmiştir. Ahmet Turan Alkan’ın da dile getirdiği gibi yazar, İslam’ı yorumladığı iddiasında bulunmuyor. Müslümanlığın nasıl olması gerektiği hususundaki efkâr-ı şahsiyesini nazarlara sunuyor. Bunu yaparken de çok doğal olarak konumu gereği meseleye kültürel, sosyolojik ve ahlaki zaviyeden bakıyor.

Efendim yukarıdaki üç esasın ne olduğunu merak ettiğinizi farz ederek onların neler olduğunu merhum hocamız İbrahim Canan’ın “İslam’a Çağrı” isimli eserinden yardımımıza şahit tutuyorum.

1. İlim
2. Temsil
3. Tebliğ

Herkesin bildiği üzere ilim, bilmek kelimesiyle ilintilidir. Biliyorsanız, sizdeki ilim sahasına yerleşmiş demektir. Bundan sonra temsil gelir ki o da öğrendiğinizi hayata geçirip durumunuzu şahit eylemektir. En sonra tebliğ geliyor. Tebliğden anlaşılması gereken dünyayı müslüman etmek değildir. Elinizden gelebileni yapmak demektir tebliğ. Tebliğ değişiklik gösterebilir mi! Kırsal ve kentsel plana indirgenerek mekanlara konuşlandırılan farklı İslam ve din anlayışı geliştirilebilir mi! Din bir kültür müdür yoksa Allah’ın kullarına indirdiği bir şeriat sistemi midir! Bu sistem zengin ve fakirlere göre farklılık arz eder mi!

Modernizm dini de baltaladı

İslam, modernizm karşısında köylülüğe mahkum edildi. Şehirlerde zenginleşen bireyler, ferd olmanın dayanılmaz hafifliği altında ezilerek İslamı köylülere bıraktı. Çünkü İslam, kent hayatında birçok şeye cevaz vermiyordu. Salonlarda, baloda, barda, meyhanede, sahilde güneşlenen kadınlı erkekli modernist cemaat bireylerini kısıtlayan bir müeyyideye sahipti İslam. Eğer dindarlık, kendisini kent ortamına uydurabilecek bir yeteneğe sahipse baş göz üstüne kabul edilebilirdi. Aksi halde batılılaşmayla birçok şeyini kaybeden kimlik müslümanları, onu da kaybetmeye zaten dünden razıydı. Mehmet Altan’ın kitabının sonlarında görüşlerine yer verilenlerden değerli hocamız Hayrettin Karaman, “Kentli İslam- Köylü İslam” ayrımının dine yeni bir şekil vermek isteyen modernistlerin zihnî ürünleri olduğunu ifade ediyor ki bence de haklı. İslama bakacaksanız nereden bakacağınız bellidir. Kur’an ve Sünnet. Kenttekilere bu İslam, köydekilere de şu İslam diye bir anlayış ayarı bozuk, şakülü kaymış bir mefkure olmaktan zannımca öte geçmemeli. Eğer öyle bir İslam tarifi yapacaksanız bu işin kültürel, sosyolojik ve ahlaki yönüne bakmadan önce Kur’an ve Sünnet tarafına eğilmeniz çok daha isabetli olacaktır.

Kitapta neler var!

Daha çok kültürel bir çalışma özelliğiyle öne çıkan kitap, kent ve kent üzerine birçok alt başlığı ihtiva ediyor. Kent’in tarifi, kentlerin tarihi, ögeleri, kentlerin geleceği, kent devrimi, kentlilik, köylülük, din ve bilim, siyasal İslam.. . vs. vs. devam ediyor. Merakın giderilmesi için kitabın içeriğine bakmakta fayda var. Biz, kendi açımızdan irdelemeye devam edelim.

Sorun İslam’da mı bizde mi!

“Ortada Müslümanlıkla hiçbir şekilde bağdaşmayan bir durum var. Ya Müslüman değiliz ama kendimizi Müslüman zannediyoruz ya da Müslümanlıkla ilgimiz olmadığı halde dışarıya Müslüman olduğumuzu söylüyoruz. ” ( sayfa 79 ) Yazar, böyle diyor ve haklıdır.

“İslam dinini temsil edebilmek için ona uygun erdemleri de kuşanmış olmak gerekir. ” diyen yazar, yine haklıdır.

İslamı hayatının merkezine almadığı için günahların ortasında kalmış bir müslümanı kent dindarlığı mı kurtaracak! Ahlaki yönden zayıf, Kur’an ile barışık olmayan, Allah’ı karşısına alarak müntesiplerine Yaratıcı’yı sorgulatıp “Bu kainat bir Yaratıcı’ya muhtaç değildir. ” safsatasını aşılayan felsefe mi kurtuluş vesilesi olacak! Şimdi söyleyin bakalım suç, özünü her zaman koruyan dinde mi yoksa aslından sapan insanda mı! Kent dindarlığı kurtarır mı!

Peki nedir şu kent dindarlığı!

Kent dindarlığı bir tez mi yoksa mevhum yeni bir İslam tezahürü mü! O zaman dindarlık nasıl tanımlanmalı! Kime göre dindar! Allah’ın dinine uyan “mütedeyyin” mi! Her ne şartta olursa olsun. Bu bağlamda Hz. Peygamber’in İslam’ın var ve yok olma harbi olan Bedir’de namazı cemaatle kılmayı terk etmemesi nereye konuşlandırılmalı! Kent dindarlığında “İslam” modern çağa uygun şekle mi dönüştürülecek! Zenginlere uygun bir İslami hayat mı ihdas olunmalı! Sorular uzayıp gider. Din, Allah’ın emrettiği şekilde yaşanırsa dindarlık zuhur eder. Dindarlık, kırsal ve kentsel konuma taksim edilirse benim acizane görüşüm kelime şu şekle münhasır olacak: dinidarlık.

“Kent dindarlığı ise dini bir kültür olarak algılarken adaleti, hukuku ön plana almaktır. Kişinin kendi hayatında inancını geliştirip derinleştirirken günümüz toplumunun sosyal ve hukuki yapısını göz ardı etmemesidir. Dini başkasına baskı aracı olarak kullanmamak, siyasete alet edip kendisi gibi yaşamayana yasak koyma anlayışından vazgeçmektir. ”

Yazar, böyle diyor. Ancak bu kent dindarlığının muamelatta ne istediğini bilmiyoruz. İtikadi boyutunu neye isnat edeceğiz, belli değil. Şuna İslamı adam gibi yaşasanız, bütün sorunlar ortadan kendiliğinden kalkacak desek yeridir, ne var ki insanlar dinin yükümlülüğü altına girmek istemiyorlar. Mesele budur. Kent dindarları çoğalsa da netice aynı noktaya incirar edecektir. Aynı şey Türkçe ibadette de yaşandı. Şu an kaç kişi camilere gidip böyle ibadet ediyor! Veya evinde kaç kişi bu şekilde ibadet ediyor! Nerede o bangır bangır bağıran Türkçe ibadet istiyoruz diyenler! Kent dindarı olunca namaz kılınmayacak mı! Oruç tutulup zekat verilmeyecek mi! Kent dindarı olunca açık saçık balolara gidilip hemen yan tarafta kadınlı erkekli cemaatle namaz mı kılınacak! Yani ne olacak! Ben onu merak ediyorum. Aksi halde İslam zaten ahlaklı olmayı, rüşvet almamayı, faiz yememeyi, insanlara gayrimüslim bile olsa iyi davranmayı emretmiyor mu! O zaman sorun nerede! Kent dindarı olunca bunlar çözülecek mi! Hayır.. . Sorun İslamı yaşayıp yaşamama sorunu. Bu söylemler Hayrettin Karaman’ın dediği gibi modernistlerin düşüncesidir. Allah ve Resul’ü buna razı olmayacaktır. Kimin dinini kentlileştirip köylülüğe mahkum ediyorsunuz! Allah, akıl versin.

Sonuç

Mesele şudur: Taklit yoluyla bizde zuhur eden imanımızı tahkiki yapmaktır. Dini kentlileştirmenin sağlayacağı fayda, götüreceğinden çok daha azdır. Bu işin sonu olmaz. Bugün kent dindarlığını isteyenler yarın metropol dindarlığını da isteyebilirler.

Kent dindarlığında namaz, jimnastik; oruç da beslenme rejimi olarak algılanacak. Uzak dursun böyle dindarlık.

Kent dindarlığının işgüzar medya organları, okul önlerinde kokain sergisi açanları görmezden gelip okul mescidinde namaz kılan mürteci kırsal/köylü dindarları manşet yapacaksa uzak dursun böyle kent dindarlığı.. .

Peygamberimiz döneminde bedevilere ve medenilere ayrı bir İslam uygulaması yoktu. İslamın sahihliği zaten bellidir. Uyan uyar, uymayan uymaz. Allah dinini nasılsa tamamlar. Bize düşen onu reformcuların yaptığı gibi değil bize emanet edildiği gibi muhafaza etmektir. Bütün kusurlarımıza ve günahlarımıza rağmen. Çünkü Allah affedicidir; O’nun dinini değiştirmeye kalkmadığınız sürece.

Hamiş: Şeyh Galipler varsa Talibanlar da olmaya devam edecektir.

Mehmet Altan, Kent Dindarlığı, Timaş Yayınları, 2010

05/02/2010

cemaathttp://href.tc/b3fw9l Aktiflink Categories: cemaat.com yazılarıTags:

FacebookTwitterRSS FeedfriendfeedDeliciousDiggTechnoratiStumbleUpon
Yazıya Link Vermek İçin Lütfen Tıklayınız:

  1. şimdilik yorum yok.
  1. şimdilik geri bağlantı yok