Latin Amerika’nın Kesik Damarları – Eduardo Galeano

Salı, 18 Ağustos 2009

Yazan: Çağrı Bakar
Yazı Kaynağı: musvettedergi.com

“Gerçeğin ne olduğuna bakmadan onu değiştirmenin sihirli bir formülü yok. Bir şeyi değiştirmek içinse, önce ne olduğunu görmek gerekiyor. Latin Amerika’daki sorun bu. Onu göremiyoruz, kendimize körüz, çünkü kendimize başkalarının gözüyle bakmaya şartlandırılmışız.”

Bu cümleler halkların emperyalist kapanlar arasında sıkıştırılmasının hem sebebini hem de sonucunu açıklayan kelimelerle dolu. Tarihte birçok sömürgenin ortak kaderi en sonunda kendilerine bile sömürgecilerinin gözleriyle bakmak zorunda bırakılmalarıydı. Bu başyapıt da kendi tarihini tanıma, dersler çıkarma, geleceğe tarihi temeller üzerinden bakma gereksinimi ve zorunluluğunun bir nebze giderilmeye çalışıldığı bir çalışma.

Latin Amerika, 1492′de kaşif Kolomb’un kıtayı “yanlışlıkla” bulduğu andan itibaren yepyeni bir çağa girdi. Artık burası “Conquistadorlar”ın(1) anavatanları için değerli maden ve hammadde kaynağı olacaktı. Latin Amerika’nın madenlerinin İspanyol istilacılar tarafından talanı o kadar şiddetli ve gözü dönmüşçesine olmuştur ki Floransa’ya ait o dönemdeki tarih yazmalarında İspanyollar “Altına aç domuzlar gibi” saldırır şekilde anlatılmıştır. İşte bu altın talanıyla Yeni Dünya’nın yüzyıllarca sürecek acıları başlamıştır. Önce yerli halklar yok edilmiş, tüm kaynaklar “fatih”lerin eline geçmiş ve ülkenin ve yerlilerin toprakları yabancıların malı haline gelmiştir. Bu yabancıların sahip olduğu bahçelerde, madenlerde en ağır işleri yapmak ise yine yerli halka düşmüştür. Halklar kendi anavatanlarında köle durumuna düşürülmüşlerdir.

Latin Amerika öyle bir coğrafyadır ki neredeyse insanların aldıkları nefes bile metalaştırılacaktır. Sadece madenleri değil toprakları, tarımı, ticaretiyle ele geçirilebilecek her alanına yabancılar tarafından egemen olunmuştur. Latifundium’larında(2) şeker, kakao, kahve çok ucuza üretilip, başka ülkelere işlenmek üzere gönderilmiş, Latin Amerika’ya ise katlarca fazla fiyatına geri satılmıştır. Kalayı, demiri, petrolü üzerine akbabalar gibi üşüşen büyük devletler ve son dönemde şirketler, ülkenin damarlarını kurutmaya devam etmektedir. Altın ve gümüşün getirdiği zenginlik ise yüzyıllar önce yok edilmiştir, tabi yine “medeniyet” sayesinde. Yani dünyanın dört bir köşesinde süren aynı oyun Latin Amerika’da en şiddetli ve korkunç yüzüyle görülmüştür.

Latin Amerika’da son yıllarda değişim rüzgarları esiyor. Bölge, dünya gündemine daha sık gelmekte. Halkçı ve vatansever liderlerin radikal çıkışları dünyaya umuttan demetler sunuyor. Emperyalizme karşı Fidel ve Che’yle başlayan isyanlar Chavez’in, Morales’in, Daniel Ortega’nın yeniden başkaldırmalarıyla yayıldı ve artık Latin Amerika’da 21. Yüzyıl devrimlerinden söz ediliyor.

Gelişen yepyeni bir Latin Amerika profiliyle ilgilenmeye başlamadan önce bu kitabın okunması gerek. Hem Latin Amerika meraklıları hem de emperyalist sömürünün tarihiyle ilgilenenler için eşi bulunmaz bir kaynak. Eduardo Galeano, dünyanın her yanında gördüğümüz vahşi kapitalist kuşatmanın nasıl temellendiğini, yayıldığını ve bulunduğu ortamın tüm kurumlarını nasıl ele geçirip halkları mahkum ettiğini Latin Amerika örneği üzerinden ve belgelerle anlatıyor.

Bu kitap belki sömürüden kesin kurtuluşun yollarını sunmuyor. Ancak çıkış noktasındaki amacı kesinlikle gerçekleştiriyor. Mücadele edilmesi gerekenin tarihini anlatıyor, tam olarak tanımını yapıyor. Geriye ise bilinen, daha iyi tanınan düşmanla mücadele kalıyor; öncekinden daha kolay şekilde.

Galeano’yu bir Latin Amerikalı yazar ya da oraya özgü bir mücadeleci olarak okumamayı tavsiye ediyorum. Çünkü bu kitapta anlatılanlar her yerde, her gün gerçekleşmeye devam ediyor. Bizim ülkemizde bile. Türkiye’ye birçok bakımdan benzeyen bir tarih anlatılıyor. Buradan bizim de çıkarmamız gereken dersler olduğu kesin.
——–
(1) İspanyolca “fatih”.
(2) Bir tür köle-efendi ilişkisinin sürdüğü, toprak sahibinin geniş arazilerinde çok düşük bir ücret karşılığı işçilerin çalıştığı büyük, çiftlik benzeri Latin Amerika’ya özgü üretim birimi.

Temmuz 2009

Benzer Yazılar

  1. Amerika – Necat Çavuş
  2. Amerika – Jean Baudrillard
  3. Amerika Sen Busun – İsmail Kılıçarslan
  4. Amerika Diye Bir Yer Yok! – Murat Zelan
  5. Amerika Sen Busun – İsmail Kılıçarslan

sabri unalOkunma: 78 Categories: kitap tanıtımTags:


  1. şimdilik yorum yok.
  1. şimdilik geri bağlantı yok