Özgürlüğe Kaçışım - Aliya İzzetbegoviç
Yazan: Vedat Aydın
Yazı Kaynağı: www.okumayeri.net
1925′de BosnaHersek’in kuzey batısında bulunan Bosanska Krupa şehrinde dünyaya gelen Aliya İzzetbegoviç, çocukluğundan itibaren gözde bir insan olarak temayüz etti. Lise yıllarında çalışkanlığı ve bilgisiyle dikkat çekiyordu. Bu yıllarda arkadaşlarıyla birlikte Meladi Muslumani (Müslüman Gençler Kulübü)’nü kurdu. Bu kulübü kurarken daha 16 yaşındaydı. Ayrıca genç kızlar için de çeşitli birimler oluşturarak faaliyetlerde bulundu. 1949′da “İslamcılık” suçlamasıyla hapse girerek beş yıl hapis cezası çekti.
1983′te “İslami Manifesto”yu yayınladı. Bunun üzerine, şiddetli baskılar arttı ve onu Avrupa’nın ortasında İslam Devleti kurmakla suçlamaya başladılar. Bunun üzerine 14 yıl hapis cezasına mahkûm edildi. Daha sonra bu ceza yargıtayda bozularak 11 yıla indirildi ve 1988 yılında mahkûmiyetten kurtuldu. Zindanda olduğu yıllarda Doğu ve Batı Arasında İslam adlı meşhur kitabını kaleme aldı. Ülkemizde Nehir Yayınları arasından çıkan bu önemli kitap, onun sadece mücadeleci kişiliğini değil, aynı zamanda çok önemli bir fikir adamı ve bilge bir insan olduğunu anlamamızı da sağlıyor. O, savaştan sonra, yaşlılığının ilerlediği bir dönemde, SDA (Demokratik Eylem Partisi)’nin genel kurulunda şu veciz konuşmayı yapmıştı:
‘Selam sana ey halkım!’ “Bu günleri gösteren yüce Allah’a hamd ediyorum. Tarihimizi kanımızla yazdık. Evlerimiz yakılıp yıkıldı. Düşmanlarımız mert değildi, alçakça katliamlar yaptılar. Yapılan katliamları dünya şimdilerde ortaya çıkartılan toplu mezarlardan anlamaktadır. Bu gerçekleri haykırmıştık, duyan olmamıştı. Tüm acılara rağmen çok şükür ayaktayız. Yıkılan ev ve camilerimizi yeniden inşa ettik. Şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. Onlarla inşallah cennet’de buluşacağız, onları Allah’ın ve meleklerinin huzurunda şanlı direnişlerinden dolayı kutlayacağız. Gelinen noktada her şey bitmiş değil, yeni başlıyoruz. Başlattığımız mücadelede eksiklikler olmasına rağmen bir yerlere geldik. Bundan sonra görev sizlerindir. İlerleyen yaşım ve sıhhatim nedeniyle aktif siyaseti bırakıyor, bir nefer olarak ömrümü halkıma hizmet etmek isteyen siyasilere destekle yaşayacağım. Allah’a hamd ediyorum ki bugün elimdeki dalgalanan bayrağı teslim edeceğim inanmış yüz binler var. Artık Bosna Hersek hür ve bayrağımız kendi topraklarımızda dalgalanıyor. Selam sana ey halkım. İmanınıza, bayrağınıza ve devletinize sımsıkı sarılın.”
Yazıma başlık olarak aldığım “Özgürlüğe Kaçışım” İzzetbegoviç’in zindanda kaleme aldığı ‘varlık’, ‘din’, ‘ölümsüzlük’, ‘özgürlük’ ’sanat’ gibi varoluşu ilgilendiren felsefi yazılardan oluşan bir kitap. Her satırı aforizma tadında ve derinliğinde olan bu kitabın bir özelliği de, Doğu ve Batı Arasında İslam adlı kitabını gözden geçirdiği yeni bir bölümü buraya katmış olması. Kitap dikkatle okunduğunda, nasıl ki Muhammed İkbal için Doğu İslam’ının derin ve şiirsel soluğu nitelemesi yapılıyorsa, onun için de Batı İslam’ının soluğu bilge bir kişilik nitelemesi yerinde olacaktır.
Özgürlüğe Kaçışım adlı kitapta dikkat çeken önemli bir husus, yazarının çok geniş bir okuma alanına sahip oluşudur. Doğudan Batıdan çok sayıda yazar ve kitaba atıfta bulunarak mevzularını derinleştirmektedir. Shakespeare, Kant, Dickens, Nietzsche, Herman Hesse, Ortega Y. Gasset, Tolstoy, Hugo, Dostoyevsky, Rousseau, İmam Azam, Buhari, Gazali, İbn Tufeyl, İbn Sina, İbn Tufeyl, İbn Haldun, Abdulkadir Mehded, Fazlurrahman, vd. pek çok yazarın eserini okuduğunu görüyoruz. Bir Devlet Başkanı, fikir ve eylem adamı olarak Aliya İzzetbegoviç’i diğer liderlerden ayıran en önemli husus işte burasıdır. Şu an dünyayı yöneten liderlerden kaç lider bu seviyede bir derinliğe sahiptir ki!
İhtiyarlık, ızdırap, gülme, aşk, güç, servet, ideal, ahmaklık, ölüm, gurur, kadın, resim vd. pek çok mevzuda felsefi mülahazalarda bulunmaktadır. Mesela, şiir üzerine yazdığı satırlarda şunları söylemektedir: “Hakiki bir şair, hakiki bir sanatçı, istemese bile “mücadeleye girmiştir”. Onun sanatı eğer hakikî ise daima yalanların aleyhine şahitlik etme durumundadır.” Bu sütunda ele alamayacağımız genişlikte sosyal, iktisadi, felsefi, ilmi görüşlerini açıklamaktadır. Eylem ve devlet adamı yanında derin bir fikir ve düşünce adamı olan İzzetbegoviç’i Türk aydınlarının yeterince değerlendirdiklerini söyleyemiyoruz maalesef. Daha da vahim olanı ise, İslami çevrelerde de gereken ölçüde okunmamasıdır. Kitap müsveddelerinin yüzlerce baskı yaptığı günümüzde, Doğu ve Batı Arasında İslam gibi yıllar önce dilimize çevrilen çok önemli bir kitabın birkaç baskıda kalması bunun delilidir.
Ömrünü büyük bir mücadeleye adayan bilge kral İzzetbegoviç’i emsallerinden ayıran onun mücadele azmi, analitik zihin yapısı, halkıyla omuz omuza düşmanlara karşı savaşması, en kaotik ortamlarda bile imanına, bayrağına ve halkına sahip çıkmasıdır. Halkları sefalet içerisinde iken mükellef sofralarda mideleriyle vakit geçiren İslam âleminin yöneticileriyle aynı yüzyılda yaşarken, kendi halkının ‘babası’ olmuş bir lider, bilge ve devlet adamını daha yakından tanımaya ihtiyacımız vardır!