Şarkın Şiiri:İran Sineması – Cihan Aktaş

Pazartesi, 16 Şubat 2009

Yazan: Ayşenur Bulut
Yazı Kaynağı: Cemaat.com

“Küçük bir çocuk havuz kenarında oturmuş, ağaçtan suya düşen narın aksini elleriyle yakalamaya çalışıyor. Belki seyirci çocuğun bu hareketini gülünç bulabilir ama ben o çocuğun yerinde olsaydım, hayallerim gerçekleşip de ağaçtaki nar suya düştüğünde, salona dönerek seyircilere gülerdim. Onlarla alaya etmek için değil, gelecekten ümitvar olsunlar diye yapardım bunu.Çünkü insanın elde ettiği, gerçekleştirdiği ne varsa, başlangıçta ulaşılmaz bir hayal gibi görünmüştür”(1)

Nice imparatorlukların hüküm sürdüğü, nice medeniyetlere ev sahipliği yapmış, şarkın “sol anahtarı”, edebiyatın yüzyıllardır “aşk” soluduğu, sanatın “ebediyet” nakşettiği bir… diyardır İran.

Hangisi daha zor! Her televizyon düğmesine bastığımızda karşımıza meydan okumalarıyla çıkan İran’ın aslında pek de bilinmeyen yönünü –sinemasını-anlatmak mı! Bir kitap dergisinde konusu sinema olan bir kitabın eleştirisinin ne kadar ilgi duyacağı endişesiyle yazmak mı! Yoksa, Cihan Aktaş gibi kendi sahasında uzman bir şahsın tez niteliğindeki kitabını benim gibi yeni yetme bir kalem tarafından eleştirmek mi!

İlk olarak editörsel bir bakışla inceleyecek olursak, kitap 5 bölümden oluşmaktadır. Bölümlerin her biri çok uzun olmakla birlikte, bölüm içlerinde bütünlük sağlanamamış. Konular arası ani geçişler yapılmış, halbuki konu oluşturabilecek her kısım yan başlıklar altında incelenebilirdi. Örneğin; dini sinema bölüm başlığında devrim ve aşk filmlerinin mercek altına alınması değindiğimiz noktayı açıklamaktadır.

İlk bölüm olan devrim öncesi sinema, kitabı heyecanla devam ettirmemizi sağlıyor. Çünkü Batı’dan taklitle başlayan sinema konuları itibarıyla da Batı endeksli filmler üretmiş, fakir ve izleyici kitlesi dar olan İran sinemasını ilk örneklerini komedi ve seks filmleriyle vermiştir. Yazar, sinemanın tarihini çok iyi takip etmiş, kendisi sinemacı olmamasına rağmen yüzlerce eserden istifadeyle başarılı bir çalışma ortaya koymuştur. Ne var ki, İran sinemasının dünü, bugünü hakkında en ince detaylara giren yazar, sinemanın yarını hakkında bizi çok da fazla bilgilendirmiyor.

Tarihe ve gündeme damgasını vuran filmlere geniş yer vermiş, bir filmin sinemaya aktarılmasının en az 3 sene sürdüğünü vurgulayan cümlelerin ardından, ender bilinen filmleri de es geçmemiş, a’dan z’ye İran sinemasının alfabetik geçmişini okuyucuya sunmuştur.

Kitabın başından sonuna kadar, devrim öncesi ve sonrası fikir ve aldığı kararlarıyla Hatemi’ye çok sık değinmiştir. Devrim öncesi ve sonrası sinemayı çok iyi analiz eden yazar, yer yer görülen sık tekrarları ve gereğinden fazla açıklamalarıyla da okuyucuyu sıkmıyor da değil.

Yazarın en büyük başarısı belki de yazdığı sinema kitabıyla İran’ın sosyolojik ve siyasal atmosferini dönem dönem aydınlatmasıdır. Değişen hükümet ve muhalif görüşlerin sinema üzerinden politika yapmaları ve sinemanın daha çok toplumsal konulara değinmesi yazarın en sık başvurduğu iki konudur:

“Sinemanın geleceği, siyasal değişikliklere ve denklemlere bağlıydı. Belki de bu nedenle, sinema çevrelerinin genel olarak sanatçıların 1997 seçimlerinde Hatemi’yi desteklemesi sürpriz olmadı. Hatemi’nin Kültür ve İrşad Bakanlığı dönemi, sinemacılar tarafından, sinemanın altın yılı olarak değerlendiriliyor.”(2)

İran’da sinemanın en büyük yankıları hiç şüphesiz dini kesimlerde kendisini gösterdi ve en önemli sorulardan biri de “İran’da dini sinemanın mümkün olup olmadığıdır. “İslam’ın sinemaya olan bakış açısının ulema tarafından farklı yorumlanması ve bu farklılıklar yüzünden ülkede sık yaşanan gerilimler İran’da sinemanın zor nefes almasının en büyük nedenleridir. Yıllardır muamma özelliğini koruyan “dini sinema” tartışmalarını yazar da irdelemiş ve dönem dönem yer alan pek çok görüşe kitabının muhtelif yerlerinde yer vermiştir.İran’da dini sinemanın yanlış anlaşıldığına inananlardan biri de Muhammed Beheşti’dir.

Devrimimizi düşünsel ve kültürel bir devrim değil de yumruk ve feryat devrimi sayıyorlar. Bu anlayışlarını sinemaya da yansıtmak istiyorlar. Eğer İslam Devrimi’ni bir düşünce ve kültür devrimi olarak nitelersek, sinemada kaçınılmaz olarak bu alanda gelişme gösterecektir. Böyle bir sinemadan tefekkür, din, İslam tarihi işleyen filmler beklenmelidir.Eğer siz bana sinemamızın devrimin ve İslam’ın ilkelerine neden yeterince yakın olmadığını sorarsanız, ben de size toplumumuzda hangi sahada tam anlamıyla bu ilkelerin gerçekleştirildiğini sorarım.”(3)

İran’da sinema deyince pek çok soru ve problemle karşı karşıya kalıyorsunuz. Siz sırada hangisi var diye merak ede durun, yazar kitabın dördüncü bölümünde “sinema ve kadın” başlığı altında bu konuya da yeterince yer ayırmış olsun.Yazarın, İran sinemasının en büyük handikaplarından biri olarak nitelendirdiği kadın, pek çok yan başlık altında merceğe alınmış. En güzeli de, çeşitli filmlerde yer alan kadın aktörlerin sinemaya olan etkilerini ve topluma mal olan tepkilerini yansıtmasıdır.

Yazarın okuyucuyu sıkan ve tam da kitabın sonunda geniş yer verdiği “İran sinemasının arka planı ” ismindeki son bölümdür. Peki bu bölümde neler var! İran kültürüne ait bir tiyatro türü olan ve konularında Aşura, hz.Hüseyin ve kerbela olan “taziye”dir. Yazarın taziyeye önem vermesinin sebebi de sinemaya girişin buradan olduğunu vurgulamasıyla anlıyoruz. Zaten kitabın ilk bölümlerinde de rağbet görmeyen tiyatro sanatçılarının yavaş yavaş sinemaya kaydıklarını yazmaktadır. Kitabın bu bölümünde yazarın görüşlerine en sık yer verdiği yazar Ali Şeraiti olmuştur.

“…diyelim ki Ebu Zerr adıyla bir tiyatro eserini sahneye koymak istiyoruz; efendim, din elden gitti diye bir sürü yaygara kopar. Fakat diyelim ki, “şebihani” düzenlemek istiyoruz; o zaman, din ihya oldu, diye düşünürler. ŞEbih ile tiyatro arasındaki fark, birinin geri, çirkin ve ahmakça bir şey, tiyatronun ise modern etkili ve üstün bir sanat olmasıdır. Yoksa kötü olan, eski ve çirkin olan her şey dini midir! Yeni olan, geçmişi bulunmayan ve beyefendilerin tanımadığı her şey küfür müdür!...”(4)

Çeşitli muhalif grupların yayın organlarında dile getirdikleri eleştirilere rağmen sinema kültürler arası alışverişe hizmet ettiği ve fıkhi hassasiyete dikkat edildiğinde sinemanın sorun olmadığı inancı, İran’da son zamanlarda benimsenen yaygın bir görüş haline geldi. Görülüyor ki İran’da sinema uzun soluklu bir maraton koşusu. Yazarın İran sinemasına yönelik pek çok sorulara cevap bulmak amacından yola çıkarak yayına hazırladığı kitap yalnızca kitap meraklıları için değil, sinema sevdalıları için de okunacak bir çalışma. Ancak, sadece kitap okuyucuları için ise üç yüz sayfalık bir kitap kuşkusuz pek de cazip gelmiyor. İlgi alanımızı İran sinemasına çekmeyi başaran yazar, kitabın daha iyi anlaşılması için biraz da İran’ı solumak gerektiğinin sinyallerini vermeyi ihmal etmiyor.

Dipnotlar:
1).sayfa 34
2)sayfa 103
3)sayfa 110
4)sayfa 276

Benzer Yazılar

  1. Seni Dinleyen Biri – Cihan Aktaş
  2. Bir Hayat Tarzı Eleştirisi: İslamcılık – Cihan Aktaş
  3. Bir Hayat Tarzı Eleştirisi: İslamcılık – Cihan Aktaş
  4. Hedef Neden İran – Mehmet Tuncel
  5. Ahmet Haşim: Şiiri ve Hayatı – Abdülhak Şinasi Hisar

cemaatOkunma: 115 http://href.tc/7enepn Aktiflink Categories: cemaat.comTags:


  1. şimdilik yorum yok.
  1. şimdilik geri bağlantı yok