Seyr, Seyr’engiz – Cem Yavuz

Pazar, 28 Haziran 2009

Söyleşen: Zeynep Eren, Cem Yavuz
Yazı Kaynağı: Yeni Şafak Kitap Eki

Rüya’yla semâ ‘deminde bir seyr’

Cem Yavuz, Ayn’dan yedi yıl sonra, Seyr’ isimli yeni şiir kitabıyla birlikte seyir defteri diye nitelediği Seyr’engiz’i yayınladı. Seyr’engiz’de İbn Arabî merkezli bir şiir tasavvurundan hareketle okuyucuyu rüya ve hayâli bir imkân olarak yeniden değerlendirmeye çağıran şair, şiirleriyle de Seyr’ine ışık tutuyor… Cem Yavuz’la iki yeni kitabı etrafında söyleştik…

Ayn’ ve Cahit Irmak müstearıyla yayınladığınız Ars Moriendi’den yedi yıl sonra, yeniden iki kitapla, Seyr’ ve Seyr’engiz’le okuyucu karşısına çıktınız. Söz konusu ilk iki kitaptaki ruh ve konu akrabalığı, bu kitaplarda da kendini gösteriyor; hatta bu kez yeni kitaplarınızın isimlerine de yansımış. Seyr’engizle başlayalım. Seyr’engiz, Seyr’e, seyrinize ilişkin ne gibi gizleri açığa vuruyor!

Seyr’engiz benim açımdan yoldaki işaretlerin, seyr’ boyunca varlık ve dolayısıyla şiir üzerine bilediğim kimi sezişlerin, ipuçlarının, dikkatlerin açığa vurulması, vuzuha kavuşturulması; bir nevi seyir defteri. Varlıkla, vücûdla ve mevcudla ilgili bazı kavramların peşisıra köklere, şiirin kökenlerine ilişkin bir keşif tecrübesi diyelim. Ancak bu bütünü kavramsallaştırırken poetika değil, ontoloji kelimesini tercih ediyorum. Çünkü birincisi, biz şiire -Poeion- (tasarlamak/kurgulamak/imal etmek) fiilinden türeyen bir isimlendirmeyle -poem- değil, şiir diyoruz. Bu itibarla, kökene doğru seyrettiğimizde şiir rotasında önümüze şa’r/şuur (kıl, kıl gibi ince seziş/intution, kavrayış, fehm) kavramları çıkıyor. Dolayısıyla şiir dediğinizde poetikanın çizdiği kadar kurgusal-tasarımsal bir alandan söz etmek beyhude, daha doğrusu şuursuzca! İkincisi ise, zihinsel bir handikap olarak fizik ve metafizik diye belirlenmiş sığ sulardan uzak durmak gerektiği kanaatindeyim; en azından Heidegger’in bu kompartımancı bakışı ‘ontoloji’ diye tashih ve tasrih ettiği döneme kadar. Oysaki Seyr’engiz’in sirâcı olan İbn Arabi’de fizik ve metafizik yerine çok daha taze ve tazeleyici iki kavram var; ve bence bütün bir varlık ile şiir algısı, söz konusu iki kavram sayesinde kemâle kavuşuyor: Gayb ve Şehadet. Gayb ve şehadet arasında gidiş geliş, bir şeyin batından zahire çıkışı, zahirken batın oluşu, varlığın bütünlüğü, bir oluş, şairin de gayb ile şahadet adasında gidip gelişi aslında. Şair, farkında olsa da olmasa da, kabul etse de etmese de gayb ile şahadet arasında salınıp duruyor. Derecesine göre kavrıyor, örtüyor, perdeliyor, faş ediyor, şehadet ediyor, zaptu rapt altına alıyor ya da aldığını zannediyor; tabii ne kadar lutfediliyorsa…

Seçtiğiniz kavramlarla tasavvuf geleneği içerisinden bir okuma mı öneriyorsunuz! Seyr’engiz’de rüya, hayâl, vizyon ve semâ’ gibi kavramlar kullanarak, modern şiir anlayışını oluşturan imge, simge, metafor vb. pek çok yerleşik terimi dışarıda bırakan; bir anlamda modern şiir mirasını reddeden bir bakış mı geliştiriyorsunuz!

Hayır, bu bir imkân; yeterince üzerinde durulmamış, değerlendirilmemiş hatta belki biraz da örtbas edilmiş noktaları işaret ediyor. Temellük edemediğimiz bir zihinsel mirasla (İbn Arabî, Yunus, Eşrefoğlu Rûmi, Molla Câmi, Gâlib Dede, Niyazi-i Mısrî, Ümmi Sinan ilh.) modern düşünce/şiir adına, Blake, Goethe, Schopenhauer, Baudelaire, Schoenberg, Rilke, Elliot, Pound vd. miras bellediklerimizin nerelerde kesiştiğine, ayrıştığına, hasılı kelam ‘aslı astarına’ ilişkin kimi işaretler. Batı-doğu gibi kompartımancı bir ayrım değil bu. Her anlamda kırkyama’ya çevrilmiş zihnimizde sahih menfezler açma, yerli yerine oturtma çabası diyebiliriz. Bu anlamda elbette, kökenleri açığa kavuşturulmadan, siyak-sibakı kurulmadan, orta yerinden, bodoslama zihinlere boca edilmiş ve ne yazık ki bir nevi idrak yolları iltihabına yol açmış nesebi gayri sahih, ne idüğü belirsiz, hudayinabit kimi kavram ve bakışları doğrultmak kaçınılmaz oluyor.

İmge, simge, ses, ritm vs… Şimdi şuraya üç şair getirin, söz konusu kavramlar üzerinde bir mutabakat bulamazsınız. Ortada düşünce üretilecek, ıkal ede ede fikir yürütülebilecek sahici bir zemin yoktur; çünkü kök yoktur, dil kökü kayıptır. Köksüz olan da mantardır! Dolayısıyla şiirle de sahih bağlar kopmuştur. Aksi takdirde Yunus’un deyişiyle şiiri “boncuk değil sır sözü” olarak kavrayabilecek bir basirete sahip olabilir; ya da Molla Câmi gibi söylersek, şiiri, “eşeğin kuyruğuna boncuk dizme” artizliğine hasretmezdik!..

Ve evet; tasavvufta varlığı kompartımanlara ayrıştırarak kavrama gibi bir maluliyet olmadığı için, şiire, resme, müziğe ilişkin batılı anlamda teorik bir temellendirme görmüyoruz. İbn Arabî ya da Mevlânâ, hepsinde vücûd gereği, cem’ edici bir bakış var. Üstelik onlar bu tinsel duyuşa tasavvuf da demiyorlardı; onu da modern zihin uyarınca biz ekledik sonradan. Orda felsefe de poetika da ontoloji de şiirin içinde. Niyazi-i Mısrî, “Dilâ, bu mantıku’t tayr’ı fesâhat ehli anlamaz / Bunu ancak ya Attar u yahut tayyar olandan sor / Anadan doğma gözsüzler kemahi görmez eşyayı / Niyazi vech-i dildârı ulû’l ebsâr olandan sor” derken, tam da bunu söylüyor: Şiirin ve varlığın künhünün, kemahi olanın fesahatla, belagatla, retorikle hiçbir ilgisi yok, çok şükür… Bu sayede rüyaya da talip olabiliriz, lanetlenecek bir tarafı olmadığını bildiğimiz hayâle de; ru’yet’e de açılabiliriz semâ’ya da. Çünkü biliyoruz ki, içinde bulunduğumuz âlem-i misâl/hayâl âlemi, ölünce uyanacağımız bir rüyadır. Ve çünkü ne hudayinabitiz ne de örtbas ediyoruz!…

Seyr’deki şiirler de Seyr’engiz’in bir yansıması diyebiliriz o zaman. Resme, ebruya, hatt’a, müziğe ilişkin pek çok gönderme var şiirlerinizde. Füg, Stabat Mater, Lacrimosa, Coda vb. isimler, resme ilişkin kimi kavramlar okuyucu açısından bir engel doğurmuyor mu sizce!

Genel bir yanlış kabulü tashih için, öncelikle şunu belirteyim: Evvela bir şiir aksı, omurgası ya da hadi cari deyimle söyleyelim poetika oluşturup ona göre şiir yazılmaz. Şiir vardır ve şiirin âmâk-ı hayâl içre size eşlik ettiği seyirde,-bunu ister bir deniz seyri gibi anlayın isterseniz tefekkür-temâşâ biçiminde-, kimi işaretlere uğratılır, kimi uyaranlara dikkat kesilirsiniz. Şiir kandiliyle belli noktalarda size bambaşka kanallar açılabilir; bazı işaretlerin aslına dair yakıcı sorularla boğuşabilirsiniz; ki işaret kelimesi de şiirle bir kök akrabalığına sahiptir. Yani şiirler boyunca, boylamınca varlığın aslına ilişkin karşılaştığınız her işaret, şiirin de aslını işaret eder. Dolayısıyla Seyr’, Seyr’engiz üzerine kurgulanmış bir şiir kitabı değil! Aksine Seyr’engiz, Seyr’ ya da teferrüc sularında, benim tecrübe ettiğim ve umuma açılabilecek bazı ‘virgülleri’ serdettiğim bir kitap.

Şiirlere gelince; metinler arası yoğun göndermeler içerdiği doğrudur. Haşim’den Escher’e; Asaf Hâlet’ten Degas’ya, De Chirico’ya; Derviş Yunus’tan Bach’a; Blake’ten Zarifoğlu’na, Yeats’ten Pergolesi’ye, Erol Akyavaş’a kadar pek çok akraba ruhun seyrettiği misâl âleminde, vecdin bâkir toprağı Terra Pura’da doğmuş “çemen çocukları” onlar. Ve anlaşılmamak, okuyanla arasına bir kâl perdesi germek gibi bir muradları yok; ama belki talipleri için bir imkân olarak ‘tâbir’i keşfetmeye vesile olabilirler.

Bir misâl: Schoenberg; yanlış bir ifadeyle ‘atonal müzik’ diye adlandırılan müziğin babasıdır. 12 ton sistemiyle yeni bir nota yazım sistemi geliştirmiştir. Vizyoner bir sanatçı olarak bunu yaparkenki gerekçesi, verili, genel kabul görmüş nota sistemi ve kontrpuanla varoluşun kavranamayacağına olan inancıydı. Swedenborg’dan mülhem bir vizyonla Schoenberg, tinsel hakikatlerin ve aşkın olanın sesini dışavurmada yepyeni bir yordam ortaya koydu. Kendisine bahşedilen vizyoner müzik dili, evcil, bezemeci, temsile dayalı konvansiyonel kalıplara sığmıyordu. Bu açıdan bir devrimciydi; ancak devrimciliğinin, şu bizim Helikon Derneği mensupları Ece Ayhan, İlhan Usmanbaş ve Bülent Ecevit’in vehmettiği gibi geleneği, klasik anlayışı alaşağı etmekle bir ilgisi yoktu. Üstelik gelenekle ve bilhassa geleneğin zirvesi olan Bach’la çok derin bir akrabalığı vardı. Velhasıl bütün derdi, seyrine medar olacak özel bir dili keşfetmek ve dışlaştırmaktı!.. Seyr’deki şiirlerin, kemikleşmiş kabullerin ötesinde, “erine’l eşyae kemahi” duası istikametinde, gayba dair bir görme ve duyma teklifi, vaadi sunduğuna inanıyorum.. elbette, “ayrıksı basar”a talip olanlara…

Seyr’, Cem Yavuz, hayykitap, 56 sayfa

Seyr’engiz, Cem yavuz, hayykitap, 56 sayfa

01.11.2006

yenisafakOkunma: 127 http://href.tc/3tais6 Categories: kitap söyleşi, yeni şafak kitapTags: ,


  1. şimdilik yorum yok.
  1. şimdilik geri bağlantı yok