Tabula Rasa – Özdemir İnce

Pazartesi, 05 Temmuz 2010

Yazan:C. Alper İlhan
Yazı Kaynağı:Düşle Edebiyat Dergisi


“Gelenek, eğer varsa, yalnızca yazınsal otopsi sayesinde yaşamsal süreklilik kazanır. Anlamak için yazınsal otopsi gereklidir. Anlama, henüz anlamadığı şeyler kaldığını (belki) anlamak ve bilmektir…” (Kitaptan)

Özdemir İnce’nin dergilerde yayınlanan yazılarından oluşan “Tabula Rasa” isimli kitabı eleştirel deneme altbaşlığıyla yayınlanmış . Eleştirel deneme farklı bir yaklaşımla yazıldığını hissettirdi kitabın bana ve okumaya başladığımda da yanılmadığımı fark ettim. Ortada deneme özelliklerini barındıran, öznel görüşlere yer veren ama öbür yandan da dipnotlarıyla, alıntıları ve göndermeleriyle makaleler dizisi havasını taşıyan bir kitap vardı.

İki bölümden oluşan kitapta ilk bölüm “Şiir Üzerine: Yapı, Biçim, Anlam ve Ses” adını taşıyor. Özdemir İnce bu bölümde ilk olarak 1986′da Varlık’ta yayınlanan bir yazısına yer vermiş. Şiiri Adonis’in tanımından alıp da Doğan Hızlan, Fethi Naci eleştirel bakışında değerlendirip Ahmet Hamdi Tanpınar’dan Tevfik Fikret’e çeşitli göndermeler yaparak okuyucu için düşünsel bir genişlik oluşturmayı hedeflemiş. Bilinen ve üzerine söz söylenen düşünceleri tekrar etmektense bunlara sadece değinmelerle yaklaşıp amacının kendi anlatmak istedikleri olduğunu daha ilk satırlarda belli etmiş. Zihninde kurduğu şiir fikri, çeşitli şahsiyetler ve kaynaklardaki ifadelerle özgün bir hal almaya başlamış satırlar ilerledikçe. Daha sonra akımlar, kavramlar, şiirsel bakış, düşünsel ifadenin ortaya konuluş biçimi ve bunların yorumlanması birbiriyle içli dışı olmuş yazılarda. Mallerme’le ilgili bir konudan bahsederken bir de bakmışsınız Türk Edebiyatı’ndan örneklerle bu konuya farklı bir bakış açısı getirmiş. Temel bir bilgiyi aktardıktan hemen sonra aslında amacının temel bilgiyi aktarmak değil, bu bilginin yolunda anlatmak istediklerini ortaya koymak olarak belirmiş, bunu da hissettirmiş okuyucuya. Gereksiz kuramsal bilgiler yığınına dönüştürmektense yazdığı satırları kendi önem atfettiği ayrıntıları örneklendirme yoluna gitmiş. Yaklaşımını kurduğu öznel şiiri başkalarının gözüyle ve genelgeçer olduğu varsayılan kimi kurallarla yeniden yorumlamış. Kitap bu bağlamda deneme ismini fazlaca hak ediyor zaten. Zihne göre, dile geldiği, kaleme aktığı gibi yazmaktan ziyade bunu yorumlayıp bir mantık düzenine oturtmak zaten denemenin temeli. Türk Şiiri’nin sorunlarının geniş kapsamlı ele alınması fikri zaten Özdemir İnce’nin sıkça tekrarladığı bu durum. 1989 tarihli bir yazısında bu durumdan yine söz etmiş İnce. Şairlerin birer birer değil, bütün bir şekilde ele alınması ve sağlam tezlerle irdelenmesi gerektiğini belirtmiş. Gerçekten de dönemi, şairleri, yaklaşımları ve şiirsel kuramları tam olarak yerleştirerek sağlam incelemeler yapılması gerekiyor. Tanzimat Edebiyatçıları ya da Servet-i Fünun Dönemi için yapılan kapsamlı araştırmaları düşünelim. Şairler yaşamlarıyla birlikte şiirleri bağlamında da bir potada toparlanmış durumda bilimsel araştırmalarla. Benzer şeyler neden edebiyatımızın yakın tarihi için de yapılmasın! Geniş hacimli, dönemden, olaylardan, şiirlerden ve isimlerden bahsedip bunları bilimsel bir nitelikte okuyucuya; akademiye sunmak bu denli zor mu! Aslına bakarsanız zor ve yoğun bir uğraş gerektiriyor bu; sebep bu olsa gerek ki herkes birkaç şairi alıp onun hakkında bildiklerini döküyor ortaya ve basılan kitapların pek çoğu kayboluyor bu karmaşanın içerisinde. Yetkin ve kaydadeğer bir kaynak bulmanın güçlüğü de buradan geliyor. Enikonu belirli bir tarih aralığını inceleyecek birileri çıkacak mı, bu tarih aralığındaki şairleri ve yazarları en iyi şekilde, en doğru şekilde ele alıp anlatabilecek birileri çıkacak mı bunu zaman gösterecek. Belki de bunun için gerçekten de zaman ihtiyaç vardır, bunu görebileceğimiz zaman büyük olasılıkla Yeni Türk Edebiyatı’nın başlangıcı olarak kabul edilen Tanzimat Fermanı gibi bir olayın vuku bulmasıyla olacaktır. İşte o zaman belki akademisyenlerimiz için araştırılması gereken bir dönem olarak görülecektir yakın tarihimiz. II. Yeni’yle ilgili çıkmış kitapların, makalelerin, yazıların tamamının taranıp da (artık bu mesele neredeyse kapanmışken) önemli olanlarla ortaya bir ‘görüş’ konması şu dönemde de zor olmasa gerek ya neyse! Biz hayli uzaklaştık konudan, Özdemir İnce’nin “Tabula Rasa” kitabına geri dönelim.

Kitabın ikinci bölümü “Şiirin Dört Atlısı” ismini taşıyor. Bu bölümde Metin Eloğlu, Turgut Uyar, Edip Cansever, Cemal Süreya’yla ilgili görüşleri yer alıyor Özdemir İnce’nin. Bir şairin, başka bir şair konusunda söyledikleri, yazdıkları her zaman için ilgi çekicidir. Aslına bakarsanız söyledikleri her zaman çok daha ilgi çekicidir! Çünkü kayda alınmayan her söz, yani yazıya geçirilmeyen ağızdan çıkan soluk daha bir gerçektir. Konumuzla ilgisi yok, yazdıklarına bakalım biz Özdemir İnce’nin. Bu dört şairler ilgili yazılarında onlarla tanıştığı zamandan, onların kendisiyle ilgili yazdıklarından kısa kısa bahsediyor İnce. Aynı zamanda farklı görüşleri, belki bir yerlere not ettiği fikirleri de yazıların içinde eritmeyi başarıyor. Örneğin Turgut Uyar’la ilgili Erdal Öz’ün tespit ettiği, bir yazısında belirttiği hususları alıp kitabının içine yerleştiriyor. Karşılaştırmalı birkaç örnekle birlikte kendi fikirlerini de koyuyor satırların yanına ve yorum gücüyle şiirsel bağlamda değerlendiriyor onları. Bu bir değerlendirmeden ziyade iç konuşmanın okuyucuya aksettirilmesi gibi bir durum aslına bakarsanız. Kitapta yer alan bütün yazıların daha önce çeşitli dergilerde (Varlık, Adam Sanat, Gösteri vb.) yayınlandığını düşünürseniz bu yazılar arasında gezindiğinizi rahatlıkla hissedersiniz. Dar alanda çok pas yapıp yazdıklarının çokluğundan ziyade anlamını kavratabilmek konusunda bir başarı gösteriyor Özdemir İnce. Yazdıkları da birbirini takip eden ve ifade, anlam olarak tamamlayan yazılar olduğu için kitap bütünlüğünde de okuyucuya sunulabilmiş. Daha önce yayınlanmış yazıların bu şekilde bastırılması dergi çöplüğünden arındırabilir insanı bazen. Çünkü bazı zamanlar hayli zordur dergilerin arasında kaybolmamak… Tabii şunu da belirtmeli ki basılan bu kitapların kimisi sadece eser yığınından öteye gidemiyor. Yazar, sadece yazılarının dergilerde kaybolmaması için bu yönteme başvuruyor. Haksız da sayılmaz hani, kaydadeğer yazılar kayda geçse de bazen kayıtlarda unutuluveriyor yığınla derginin arasında.

Özdemir İnce’nin “Tabula Rasa” isimli kitabı, eleştirisi (olumlu genellikle bu eleştiriler) ve bütünlük arz eden yapısı, bazı ufak ayrıntıları, alıntılarıyla kitaplığınızda bulunması gereken, okuduğunuzdaysa size düşünsel olarak kazanımlar sağlayabilecek bir kitap.

Tabula Rasa, Özdemir İnce, İş Bankası Yayınları, Kasım, 2002 (1. Basım), 149 s.

Kasım 2008

Benzer Yazılar

  1. Fikrimin İnce Gülü – Adalet Ağaoğlu
  2. Tarifsiz Gökyüzü; Güzel ve İnce – Mustafa Oğuz
  3. İki Kader İki Lider – Harun Özdemir
  4. Tarihin İzinde Şeriat – Harun Özdemir
  5. Müsiad: Anadolu Sermayesinin Dönüşümü Ve Türk Modernleşmesinin Derinleşmesi – Şennur Özdemir

dusleOkunma: 198 http://href.tc/720lac Aktiflink Categories: dusle.comTags: