Yazar: Nusret Özcan

Cumartesi, 20 Haz 2009
Satış noktaları: Kitapyurdu.com, Kidap.com.tr ve NetKitap.com

Yazan: Suavi Kemal Yazgıç
Yazı Kaynağı: Dergibi.com

Sokak Sesleri, Kar Kelebekleri ve Leyla ile Mecnun üç ayrı Nusret Özcan kitabı. Üç ayrı ülke kuruyor Özcan üç kitabında. Üç ayrı “muhayyel” ülke. Bu itiraz edilebilir bir düşünce farkındayım. Sokak Sesleri adlı kitap bir hatıralar, geçmiş, yaşanmış olaylar, gelenekler, alışkanlıkları anlatan bir kitap olduğu için hayali değil gerçeğin ta kendisidir, Kar Kelebekleri ise Sarıkamış Harekatı’nı anlatmaktadır, muhayyel değil tarihi bir olaydır tespitinde bulunulursa buna elbette itiraz edemem.

Nusret Özcan’ın en önemli kitabı diyebileceğimiz Sokak Sesleri’nde baş karakter İstanbul şehrinin ta kendisidir. Esasen kitabın ilk bölümünü teşkil eden ve genel havasına da hâkim olan “Mevsimler” bölümü “geçmiş zamanın hikâyesi”nden ziyade “geniş zamanla” anlatılmaktadır. Bu da Özcan’ın zaman tercihini yansıtır. Kitap olmuş ve tamama ermiş, bir zamanlar yaşanmış olaylardan bahsediyor olsa bile, anlatıldığı zamanı tercih edilirken “biten” değil her zaman yaşanan ve yaşanacaklardan bahsetmeye başlamıştır. Sokak Sesleri ile Nusret Özcan bir kâğıt üstünde de olsa üslubu ile bir simülasyon kurmuş ve nostaljisini o akıcı anlatımı, canlı tasvirleri ve renkli insanlarıyla anlatarak üç boyutlu bir dünyayı zihnimizde kurabilmemiz için gerekli her şeyi yapmıştır.

Ahmet Rasim’in Şehir Mektupları ve Refik Halit Karay’ın Üç Nesil Üç Hayat kitaplarıyla beraber okuyabileceğimiz bir kitap Sokak Sesleri. Özcan’ın kitaplarındaki üslubun esasen anlattığı ile hemhal olduğunu bu kiatptan net olarak okumak mümkün. Zira Özcan, Sokak Sesleri’nde hızla evrilmiş İstanbul’un bir anlamda değişiminin dik bir yokuştan aşağı freni patlamış kamyon süratini yakalamadan önceki son demlerini Walter Benjamin’in “Büyükşehir insanını büyüleyen ilk bakışta değil son bakışta aşktır” sözünü teyit eden bir kıvamda anlatıyor. Yani “değişimden” önceki son kareyi anlatımıyla kâğıt üstünde de olsa “sabitleyor”. Peki, niçin yapıyor bunu! Sokak Sesleri’nde İstanbul’u zaman, mekan ve insan eksenlerinden anlatan Özcan’ın yakaladığı, simülasyonunu kurduğu şey sadece İstanbul değil elbette. Bir şehrin, bir devrin güzelliğinden daha fazlası var bu kitapta. Hatta Nusret Özcan’ın esas mevzusuna bahane olarak, İstanbul’u anlattığı, onu simüle ettiği bile söylenebilir. O da insan. İstanbul’u anlatırken, orada yaşayan insanları, insanlar arasındaki iletişim, dayanışma ve kardeşiliği vurgulmasıdır önemli olan. “Herkes birbiribi severdi, herkes birbirini tanırdı” dediği “bir zamanlarda” insannların “ışıl ışıl” ve birbirlerine daha yakın olduğunu öyle sıcak bir üslupla anlatıyor ki o “bir zamanları” yaşamayanlara bile sıcaklığı, insaniyeti yansıyor. Bu yüzden de Sokak Sesleri anlattıkları kadar ve belki de daha da fazlasıyla “hissettirdikleriyle” önemli ve değerli bir kitap.

Leyla ile Mecnun bundan farklı mı sanki! Klasik edebiyatımızın en çok işlediği, anlatmaya doyamadığı bu güzel aşk hikâyesi Nusret Özcan’ın kalemiyle yeniden hayat bulurken Sokak Sesleri’nde İstanbul için kurulan simülasyon bu sefer de aşk için devreye giriyor. Yani Nusret Özcan’ın bize seyrettirdiği, hissetirdiği ikinci geniş zaman ülkesine de böylece adım atmış oluyoruz. Sokak Sesleri’nden farklı olarak zaman ve mekan bahanesine gerek kalmadan doğrudan insanı, aşk ile anlatan, aşkı da insan ile anlatan bir kitap Leyla ile Mecnun. Nusret Özcan için bu kitapta “aşk” beşeri hallerden sadece biri değil. Tıpkı geleneksel Leyla ve Mecnun’larda olduğu gibi. Fuzuli’ye atıfta bulunarak “kıyl ü kaal” haricinde her şey aşktır ki bu kıyl ü kaalin dışında çok az şey kalmıştır diyebiliriz. Esasen Leyla ile Mecnun’un aşkına engel olan da bu kıyl ü kaaldir. Nusret Özcan ise Kays’ı Mecnun, Leyla’yı Leyla kılan aşkı anlatırken aralarına giren “kıyl ü kaal”i anlatır ve bu esnada “Anne ve babanın çocuğuna olan sevgisi”ni, “şehrin ahalisi”nin dedikodu hırsını, aşkın avam tarafından “ötekileştirme” ve “dışlama”sını canlı ve akıcı bir üslupla hikâye eder.

Buna karşılık Kar Kelebekleri’nde ise tarihte yaşanmış gerçek bir olaydan yola çıksa da bir tarih kitabı değil edebi bir eserdir. Peki, bu kitabın edebi yönü onun noksanı mıdır! Bence hayır. Tam tersine bu haliyle Kar Kelebekleri’nde tarih kitaplarında yazanlardan çok daha fazlası vardır. Zira tarih kitaplarında kendilerine birer istatistikten fazla yer bulamayan “Mehmetçik” Nusret Özcan’ın kaleminden etiyle kemiğiyle, umutlarıyla düşleriyle birer kahraman olarak karşımıza çıkarlar. Özcan bu kitabıyla “Mehmetçik” deyip geçtiğimiz kahramanları mesela Emin Çavuş, Hüseyin olarak anlatmıştır.

Şehit olamamış Gazi Emin Çavuş’un hatıralarında kurgulanan Sarıkamış Seferi, bizde büyük anlatıları, klişeleri tekrar eden hamasetin dışında kaleme alınmış az sayıdaki savaş hikâyesinden biri olması sebebiyle Kar Kelebekleri önemlidir.

Hasılı kelâm, rahmetli Nusret Özcan’ın üslubunun gücü, anlattıklarını zihnimizde kurabileceğimiz kıvama getirebilmesine borçludur. Özcan’ın kurduğu üç geniş zaman ülkesi de bunun delili olarak okumayı, tekrar tekrar okunmayı hak eden ve gönülden gönüle kurulmuş iki gizli köprüdür. Eline sağlık Nusret Abi… Allah gani gani rahmet eylesin…

11 Kasım 2008

Benzer Yazılar

  1. Bir Hüzün Yolcusu – Nusret Özcan
  2. Leyla ile Mecnun:Kalbin Şehrayini – Nusret Özcan
  3. Yakın Tarihin İzinde – Ahmet Özcan
  4. Derin Devlet Ve Muhalefet Geleneği – Ahmet Özcan
  5. Amida, Eğer Sana Gelemezsem – Özcan Karabulut

suabiOkunma: 164 http://href.tc/ykgvho Categories: dergibi.com, yazar kritikTags:


Yazıya Link Vermek İçin Lütfen Kopyalayınız:

FacebookRSSTwitterGoogleStumbleUponTechnoratiDiggDeliciousLinkedInRedditMixxDesign Float
  1. şimdilik yorum yok.
  1. şimdilik geri bağlantı yok

Yazılanları yorumlamanız bizim için çok önemli... Lütfen yorum ekleyiniz...

Registered user do not use CAPTCHA.